Sorumluluklarım yerine yıllar önce okuduğum bir gazetede geçen sıradan bir cümleye kafa yoran ve alkol alınca daha derin düşünmeye başlayan bir beynim olduğu için uyumakta genelde güçlük çekiyorum. Konuların birbirinden alakasızlığından ve hatalardan bellidir zaten. Ayrıca yazıda içerik ve samimiyete önem veriyorum. İmla kurallarına çok dikkat ediyorsanız beni boğmak isteyebilirsiniz haklı olarak.
19 Kasım 2023 Pazar
Cahillik Mutluluktur
17 Kasım 2023 Cuma
Herkes Cümle Kurabilir, Herkes Konuşamaz
14 Kasım 2023 Salı
Kopuk Bir Dünya
13 Kasım 2023 Pazartesi
Kendini Kandırmak
Duyguların bastırılması, başarıların öne çıkarılması, eksikliklerin görmezden gelinmesi, yapılan hatalara karşı verilen cezalar, yüksek beklentiler, edinilmesi zor yetenekler ve tarihte görülmemiş kadar çoğalmış bir insan nüfusu.
Bütün bunlar bir insanın içerisine doğduğu fıtratın yani dünyaya gelirken getirdiği sebebi ve nereden geldiği açıklanması imkansız olan özellikleri kişiliğinin en diplerine kadar bastırarak yok sayması için yeter de artar bile. Dışarıdan gelen beklentilerin artık bir zorunluluğa dönmüş olması kişileri belirli zamanlarda belirli şeyleri elde etmeye ve yapmaya iterken hata yapılması durumunda insanın çevresinde olan herkes tarafından saldırıya uğraması gerçeğinin etkisi ile insanlar yapmak istemedikleri işlere ve yollara sokulur. Çoğu insan ne istediğini bile bilemeden ve kendisinin kim olduğunu çözme zahmetine girmeden ve girse bile vakit kalmadığı için kendisine yabancı bir şekilde ölmesine sebep olan bu sistem insandan kısacık ömrünün aslında her şeyini almakta.
Kişi kaptan rolünde değil ve hatalarını göstermesi durumunda herkesin dikkatini çekeceği için dışarıya elinden geldiği kadar hata ve eksikliklerini kendi içerisine hapseder. Artık ne kadar kendini kabul etmek ve eksikliklerimizi kucaklamak popüler bir terim olsa da iş pratiğe en ufak şekilde dökülmüş değil. Hala insan negatif ve hoş sayılamayacak olan özelliklerinden bahsettiği zaman insanların garip bakışlarını üzerine çekmekte.
Bütün bu faktörler bir araya geldiği zaman size soruyorum bir insan nasıl gerçek şahsiyetini dışarıya güvenli hissetmeden apaçık bir şekilde ortaya koysun ki?
Koyamaz. Ne yaparsa yapsın toplumda her zaman rol oynamak zorunda kalırız. İçimizde zenginliğinden fazlaca hoşnut olan kibirli birisi olsa bile dışarıya bunu göstermek negatif tepkileri çeker diye göstermeyiz. İçimizde bir meslek grubuna önyargılıysak yanlarına gittiğimiz zaman çenemizi kapatıp gülümseyerek konuşuruz işimizi görsünler diye. Güzellik algımıza uymasa ve normal hayatımızda salaş giyinmeyi sevsek bile kadınlar tak tak diye yeri titreten topuklularını ve erkekler de boğazlarından nefes geçirtmeyecek kadar sıktıkları kravatları ile giderler resmi ortamlara.
Bütün bunlar sosyal ortamlara uyum sağlamak için yaptığımız beyaz yalanlardır sadece. Ne var canım altı üstü 5 dakikalığına fakir birisi ile konuştum ve ondan ne kadar tiksindiğimi belirtmedim. Ne var canım altı üstü bir işim olduğu için gelip adamın yüzüne gülümsedim hemen yanından gideyim diye. Ne var canım normalde sevmem ama patron beni düzgün giyinmiş görürse belki daha çok etkinliğe çağırır böyle. Bunlar aklıma 30 saniyede falan gelen örneklerden ibaret. Daha yüzlercesini sıralayabiliriz ve hala geriye binlerce başka örnek kalır.
Ancak yazının başlığı insanları değil kendini kandırmak ve bunlar tam olarak da kendini kandırmak sayılmaz fark ettiyseniz. Bir insan kendisinin aslında kim olduğunu bilerek yaparsa bu eylemleri o zaman sıkıntı kalmaz değil mi? Sadece işine geldiği için bir süre dışarıya olduğu kişiyi yansıtmadı o kadar. Ne var ki bunda?
Gerçek ve bu sıkıntıya yakalanmış bir kişinin hemen hemen hiç bir zaman fark edemediği sorun uzun bir süre boyunca hayatını sözlü olmasa bile davranışsal olarak kendi iç dünyasını ve gerçek fikirlerini gizleyerek, dışarıya yansıtmayarak yaşayan insanın sonunda kendi hatalarını ve hatta kimliğini bile reddedecek konuma gelmesidir.
Bu kişiler büyürken sosyal ortamlarda rol yapması gerektiğini anlamış ancak özel hayatlarında yakın olup kendilerini özgürce açabilecek bir insanın varlığından mahrum kalmış olurlar genellikle. Hiç olmazsa bir kişiye kendilerini rahatça açabildikleri bir fırsatları olsaydı dışarıda sosyal olarak çevrelerine uyum sağlayıp iç dünyalarında da kendileri ile olan bağlantılarını koparmadan yetişkinliğe erişebilirlerdi.
Bu kişiler kendilerini o kadar kandırırlar ki yaptıkları hatalar her zaman başkalarının sorumluluğu ve başka sebeplerin sonucudur. O kadar kandırırlar ki kendilerine bugün rahat olmak için yaptıkları planların hepsini ileride bir tarihte belirli şartların gerçekleşmesinin ardından yapacaklarını söylerler. O kadar kandırırlar ki kör bile öyle olmadığını görse de kendilerini sahip olmadıkları özelliklere sahipmiş gibi görüp tanıtırlar. O kadar kandırırlar ki kendileri bile yapmadıkları tavsiyeleri başkalarına yapmaları için öğüt verirler. O kadar kandırırlar ki başarısızlıklarına binbir çeşit bahane bulup asla ben denedim ve başaramadım demezler.
Bu kişiler kendilerini öylesine kandırırlar ki yaptıkları işlere şeytanın hayranlığını kazanacak kadar kötülük karıştırsalar bile yine de kötülük yapmak yerine başkalarının iyiliğini düşündüklerine veya bir amaç uğruna yaptıklarına inanırlar.
Asla ve asla aptal bir insan olduklarına inanmazlar. Asla ve asla tembel bir insan olduklarına inanmazlar. Asla ve asla yalancı bir insan olduklarına inanmazlar. Asla ve asla gereksiz dramatik bir insan olduklarına inanmazlar. Asla ve asla kabiliyetsiz olduklarına inanmazlar. Asla ve asla narsist olduklarına inanmazlar. Asla ve asla geri kafalı olduklarına inanmazlar. Asla ve asla sıradan olduklarına inanmazlar. Asla ve asla düşüncesiz olduklarına inanmazlar. Asla ve asla bencil olduklarına inanmazlar. Asla ve asla yeteneksiz olduklarına inanmazlar. Asla ve asla hatalı olduklarına inanmazlar. Asla ve asla zayıf olduklarına inanmazlar. Asla ve asla hayalperest olduklarına inanmazlar. Asla ve asla hedefsiz olduklarına inanmazlar. Asla ve asla cesaretsiz olduklarına inanmazlar. Asla ve asla azimsiz olduklarına inanmazlar.
Gibi ve daha pek çok fazlası. Bu insanların bazıları dışarıya yansıttıkları yalanın bir yalan olduğunu bile görmekten korkarlar çünkü gerçek olan o kadar içeriye gömülmüştür ki yalanın ortadan kalkması durumunda özlerinde ne kadar var olmadıklarını göreceklerdir. İşte özellikle bu kişiler eleştiri karşısında aşırı tepki veren ve patlayan kişilerdir. Bu yalan onlar için her şeydir ve ölüm pahasına koruyacaklardır. Bu kişilerin bu durumdan kurtarılması neredeyse imkansız hale gelmiştir. Dışarıya yansıttıkları kimlik onların kişiliği olmuştur ve doğarken getirdikleri fıtrat ve büyürken edindikleri özellikler yerin 2 metre dibine gömülmüştür.
Bu insanlar heryerdeler. Düşündüğümüzden daha çoklar ve modern hayatın aralıksız çalışmayı empoze etmesinin sonucu olarak bu kendisinden bihaber ve yürüyen kabir diyebileceğimiz insanlar maalesef çoğalmaya da devam edecek.
Yıllar önce okuduğum Richard Eugene Nisbett adlı Amerikalı psikolog ve yazarın ''Düşüncenin Coğrafyası'' isimli kitabında batı medeniyetlerinin doğu medeniyetlerine göre daha elle tutular olana odağına ve doğu medeniyetlerinde iç dünyaya yönelimin daha çok olduğundan bahsediyordu. Şimdi bunun bariz bir örneğine bakalım.
Kintsugi sanatı Japonya'da ortaya çıkmış ve kırılmış porselen eşyaların parçalarının toplanarak içlerine altın, gümüş veya platin gibi madenlerin tozlarının karıştırılarak renklendirilen tutkallar ile birleştirilmesidir. Bu tutkallar ile tekrar birleştirilip ortaya çıkan porselen eşya genelde maddi olarak ürünün orijinalinden daha yüksek bir değere ulaşmış olur.
Bu sanatın altında yatan felsefe Wabi Sabi denen ve merkezinde insanların kendi kusur ve eksikliklerini oldukları gibi benimseyerek kusurlarından kaçmaktansa yüzleşmesi ve kendi parçası olarak kabul etmesi olan felsefedir. Bu kendisini kandıran bir insanın yapamadığı şeyin ta kendisidir. Gerçekte olduğu kişiyi bastırmak veya görmezden gelmek Kintsugi sanatının vermek istediği mesajın tam tersidir ve maalesef milyonlarca insan kusurlarını bastırmakta ve eksik yönlerini bahaneler üreterek, başkalarına suç atarak veya görmezden gelerek kendilerini kandırmakta.
Eğer ki kendimizi kandırdığımız şeyler ve kusurlarımız ile arada hiç bir perde olmadan yüzleşebilirsek onları kabullenebilir, çözüm üretebilir ve sonunda kendi benliğimize altın renkli bir tutkal ile yapıştırabiliriz. Yapıştırmak yerine kendimiz hakkında inkar ettiğimiz şeylerin hepsi bizden eksilmiş olan bir parçadır ve bu parçalar çok büyürse kişiliğimizde olan boşluk da büyüyecek ve mezara giren bedenimiz ile ruhumuzun kapladığı yer arasında o boşluk kadar büyük bir yer olacak.
Bu yüzden hepimizin sık sık kendimize karşı olabildiğimiz en dürüst halimizle konuşmalar yaparak neyi kabul edip neyde kendimizi kandırdığımızı görmemiz bu hayatta yürüyen bir boşluk olmamamız için reddedilemez bir ihtiyaçtır.
11 Kasım 2023 Cumartesi
Topluma Karşı Gelenlerin Kaderi
10 Kasım 2023 Cuma
Oyunu Kurallarına Göre Oynamak
8 Kasım 2023 Çarşamba
Bir Anlık Utanç
5 Kasım 2023 Pazar
Kaygı
4 Kasım 2023 Cumartesi
İnançların Zincirlerini Kırmak
2 Kasım 2023 Perşembe
Modern Dünyada İnsanın Gelişiminin En Büyük Düşmanı
Feminizme Mantık Çerçevesinde Bir Destek
1 Kasım 2023 Çarşamba
Dedikodular
31 Ekim 2023 Salı
Bireysel Düşünce ve Sürüden Ayrılmak
Düşünmek bedava değildir. Düşünceler görünen ve görünmeyen ancak materyal dünya içerisinde bulunan her şey gibi enerjidir. İnsan bedeni de enerji gerektiren her şeyden kaçmaya eğilimlidir çünkü bedenimiz bir hayvan gibi hareket eder. Ne kadar az enerji harcarsa o kadar yarına sağ çıkma ihtimali de artar.
Neyse ki artık yediğimiz yemekten gelen enerjinin ne zaman biteceğini düşünmek zorunda değiliz çünkü her mahalle başında bir market duruyor zaten. Fakat insanoğlu bedenimizin adapte olamayacağı kadar hızlı bir şekilde gelişti ve artık dünya üzerinde en fakir ülkeler haricinde enerji gerektiren şeylerden kaçma gibi bir gereksinimimiz yok.
Ancak en başta dediğim gibi düşünce bir enerjidir ve insan bedeni gereksiz enerji harcamaktan uzak durur.
İşte bu durum toplum içerisinde pek çok kişinin ağzına sakız olmuş olan özgür düşünce konseptinin gerçekte ne kadar az kişi tarafından özümsendiğinin de açıklamasıdır. Özgür düşüncenin öneminden bahseden kişi bile özgür düşünmenin gereksinimini kendi düşüncesi ile değil başkalarının benimsediği bir düşünce olmasından kaynaklı olarak kendi fikri saymaya başladığının farkında bile değil. Bilinçsiz bir şekilde içten içe inanmadığı fikirlerin ne kadar önemli olduğu konusunda çene çalıyor.
Toplum belirli dönemlerde belirli trendler dahilinde farklı farklı fikirlerin ve inançların yükselip alçalışına sahne olur. Bir gün insanlar bir şeye inanırken aradan bir kaç gün geçtikten sonra önceden inanılmış olan fikirler tamamen kenara atılmış ve yeni fikirler benimsenmiştir. Toplumun ikiyüzlülüğü içerisinde bugün yaptığı şeyi yarın beğenmeyecek ve ertesi gün de yarının fikrini bir daha bakılmayacak bir rafa kaldıracaktır birey. Çünkü ortalama insan düşünerek enerji harcamayı sevmez. Başka insanların onlar için düşünmesini ister.
Ancak insan bedeninin kendisini korumak için yaptığı bir şey daha vardır. Diğer insanlarla beraber olmak.
Fark etmesek de sürüngen beynimizin kendini koruma mekanizması bütün hayatımızı kontrol eder. Farkında olmadan yaptığımız hareketlerin pek çoğu buradan gelir. İnsan bedeni de yüzyıllar süren evrimin ardından diğer insanlardan ayrılan insanların hayatta kalamadığını kaydetmiştir. Toplu bilincimizde bu bilgi saklıdır ancak etkisini kukla oynatır gibi arkadan arkadan gösterir hala bizlere.
Toplumda varlığını sürdüren kişilerin düşünmeyi bilmeyişinin en önemli iki sebebi bunlardır: İnsan bedeninin enerji harcamaktan kaçınması ve diğer insanlardan uzaklaşan insanların hayatta kalamayacaklarına dair yüzyıllar öncesinden bilinçaltımıza yerleşmiş olan kayıt. Bu yüzden insaan sosyal bir hayvandır.
Sıradan bir kişi toplumun fikir ve düşünce trendlerine uyum sağlar çünkü böylelikle kendisi herhangi bir düşünce üretmek zorunda değildir ve yine sıradan bir kişi topluma uyum sağlamak için moda olmuş olan düşünceyi benimseyerek kendi fikriymiş gibi ortalıkta gezer çünkü sürüden ayrılmak insanı kendi fikirleri ile yapayalnız bırakabilir ve diğer insanlar tarafından kabullenilmemesine sebep olabilir.
Bu da insan id'si yani sürüngen beyni için tahammül edilemez bir şeydir. Düşünmek hem bir israftır (beyin denen organın tek işi problem çözmek ve bedeni gereksinimlerimizi düzenlemektir onun dışında düşünmenin pragmatik olarak bir faydası yoktur) hem de diğer insanlar tarafından terk edilmemize sebep olabilecek bir eylemdir. Hayvani tarafımız buna asla izin vermez.
Tabi bu durum eğer hayvani tarafınız insani tarafınızdan daha güçlüyse geçerlidir.
Sürüden ayrılmak, özgürce düşünmek, bağımsız olmak, kendi hayatının kaptanı olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Cesaret gerektirir, azim ve yalnız kalmayı göze almayı gerektirir. Başkalarının düşüncelerini yeri geldiği zaman bir anda silip atabilmeyi gerektirir.
Dışarıdan gelen etkilerden tamamen bağımsız bir zihin ve fikir yapısına sahip olmamız imkansızdır tabii ki. İnsan beyni bir radyo alıcısından ibarettir. Dışarıdan aldığı materyalleri farklı düşüncelere ve oradan da farklı ürünlere dönüştürür. Bu yüzden tamamen bağımsız ve dışarıdan ayrı bir varlık olmamız imkansızdır. Görünen ve görünmeyen her şey birbirine bağlı bir vücudun parçası olduğu için öyle olmaya çalışmak bile saçmalıktır.
Ancak bir birey olduğunu iddia eden insan çevresinden gelen fikirleri herhangi bir korku veya kabul edilme arzusu yüzünden değil de objektif düşünceye göre doğru veya yanlış olarak yorumlayabilecek gelişimi gösterebilmiş olmalıdır. Kabul edip inandığı düşüncelerin de anne ve babalarından mı, toplum dayatmasından mı yoksa başka bir sebepten ötürü mü geldiğini gözden geçirmelidir. Çünkü bu düşünceler şahsi inancıma göre aslında bütün hayatınızın nasıl şekillendiğini de yönlendirmekte.
En ufak şeye karşı olan düşünce ve inancınız sizin hayatınızı belli bir yöne doğru itelemektedir kendi inancıma göre. O yüzdendir bu kadar özgür düşünce ve bireyselliğe karşı odağım. Bir başka insanın düşüncesinin benim farkına bile varmadan hayatımı yönlendirmesi fikri korkunç geliyor. Buraya yalnız geldik biz ve yalnız öleceğiz. Kendi bireysel fikir ve inançlarımızı bizi güçlü yapan tek şeydir.
O yüzden her şeyi kenara bırakarak kendimizi inşa etmeliyiz. Bu da başkalarının düşünceleri ile olacak iş değildir.
Toplumun Deniz Fenerleri
Toplumun güçlü insanlara, güçlü ve bilge insanlara ihtiyacı var.
İnsanlık ne kadar kendisini kandırırsa kandırsın yine de bireyler görünüşte onlarca farklılıklara sahip olsa da özünde sadece iki çeşittirler. Çobanlar ve koyunlar.
Bu dünyanın koyun gibi yaşayan ve koyunlar gibi düşünmeyi öğrenememiş olan insanların farkındalıklarının yükselmesi, bireyselleşmeleri ve sürüden ayrılmaları için örnek alabilecekleri insanlara ihtiyaçları var. Bu insanlar birer deniz fenerleridir. Materyal dünya onların sayesinde biraz olsun sığlıktan kurtulur ve bir anlam kazanır. Bu kişiler toplumu ileriye iterler. Bu kişiler çevrelerine ışık saçan bir ateş gibi varlıklarını sürdürürler ve sıcaklıkları ayak bastıkları her yere yayılır.
Anne babalarının anne babalık yapma konusunda beceriksizlikleri yüzünden hiç bir şekilde bireyleşmeleri sağlanamamış ve toplum nereye çekerse oraya giden kişilerin arasında bilinci diğerlerine göre nispeten açık olanların kendi kendilerini ve potansiyellerini keşfetmelerini sağlarlar toplumun deniz fenerleri.
Bunu da yaptıkları işler, kullandıkları kelimeler ve enerjileri ile sağlarlar. Çok bir şey yapmalarına gerek yoktur bu kişilerin. Sadece fikirlerinin orijinallikleri ve düşünce güçleri bile yeterlidir. Olaylara bakış açıları ve ona dönemin dikte ettiği fikir ve düşünceleri hemen benimsemek yerine kendi bakış açısı ile objektif bir şekilde yorumlayabilen bireylerdir bu insanlar.
Bilinci kapalı bir şekilde toplumun ona belirli trendlere göre dikte ettiği düşünce tarzlarını kabul eden insanlığın devasa bir kısmının içerisinde yanlış eğitim, toplum tarafından kabul edilme ihtiyacı ve hayata atılamama sonucu orijinal düşüncenin ortaya çıkma olasılığı yok olur. Deniz fenerleri ise bu kişileri suda boğulan birisinin elinden tutup kıyıya çeken bir cankurtaran gibi çeker ve kurtarır.
Hayatına bilinci kapalı bir şekilde ve diğer bilinci kapalı insanların arasında devam eden kişi bu bilinci açık ve kendi kendisine düşünebilen insan aracılığı ile kendi fikir ve değer yargılarını dilediği şekilde oluşturmaya yelken açar. Öğrendiği ve ona o zamana kadar söylenen her şeyin doğru olmayabileceğini kabullenir. Bundan sonra bilinci açık kişi yeni uyanmaya başlayan kişi için bir deniz feneri görevini oynar. O kişi her zaman uyanışa geçen kişi için örnek alınacak birisi konumuna oturur.
Ve bir gün bu kişi de tamamen kendi düşüncelerine sahip birisi olarak başka insanların toplum tarafından kabul edilme ihtiyacını reddetme potansiyeli olan kişilere yol gösteren bir deniz feneri olur.
Çocuklara Verilmesi Gereken Bir Numaralı Nitelik
30 Ekim 2023 Pazartesi
Modern Hayata İdealler Sökmez
Modern hayat ikinci dünya savaşı sonrası şekillenmiş ve özgür hakların hızla yaygınlaşması ile sürekli olarak yeni ideolojilerin hiç görülmemiş bir hızla ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Maalesef ki her şeyde olduğu gibi çokluğun içerisinde kalite giderek düşmüştür ve çıkan yeni ideolojiler mantık ve pratik bilginin ışığından saparak giderek daha duygusallaşmış ve subjektif hislerin etkisinde kalmıştır.
Artık dünyayı değiştiren ve problemlere çözümler getiren ideolojiler ve fikirlerden çok duygusal ve dikkat çekmek için yaratılmış mantık yoksunu sözler var meydanda.
Sözler diyorum çünkü o kadar çoklar ki hiçbirinde kalıcılık göremiyorum ve sözler unutulur gider. Kalıcılık sağlayabilecek gerçekten faydalı ve farklı fikirler varsa da maalesef gereksiz olan fikirlerin gürültülü sesleri arasında yok olup gidecektir büyük bir kısmı. Herneyse.
Bütün bu fikirlerin sebebi modern hayatın getirdiği kolaylığın, 70 ve 80'lerde yaşamış olan neslin elde ettiği zenginliğin sonradan gelen nesile bıraktığı kolay çocukluğun rahatlığı ile kendi iç dünyalarına dönebilen ve ne hissettiklerine bakabilen 90'lar ve sonrasında doğan bireylerin sonucudur. Bu nesil önceden gelen nesile göre daha rahat bir hayat yaşamış olsalar da bunun farkında bile değillerdir. Rahatlık da yeni fikirler ve düşüncelerin doğumu için olmazsa olmazdır. Karnı doymayan insan entellektüel sohbetlere girecek vakit bulamaz çünkü.
İçinde benim de bulunduğum bu nesil kendi ideallerinin etkisi ile hayatta ilerlemeye fazlasıyla müsaittir çünkü çoğumuz maalesef gerçek hayat ile çok geç tanışıyor. Hepsi olmasa da çoğu idealin kafada oluşan birer hayalden ibaret olduğunu anlayamazlar.
Ve bu idealist kafalardan gerçekçi ve mantığa dayanmayan ideoloji ve fikirler doğar.
İşte bu idealist kafaların bazıları ise kendi içlerine dönük, inaktif ve hareket yoksunu bireyler olup çıkmaktadırlar. Bu bireyler genelde iş beğenmeyen, her şey hakkında bir yoruma sahip olan ve çevrelerinde olan insanların davranışlarının çoğunu sessizce yorumlayan insanlardır.
Kimi idealist saçma sapan mantık yoksunu düşüncelerini başka insanlara dikte etmeye çalışırken (ironik bir şekilde idealist ve öfkeli bir birey diktatörlüğe karşı çıkarken diktatörlüğü savunan bir bireye saldırabilir ki bu da diktatörlüğün ta kendisidir fakat mantık yoksunu insandan ne bekliyoruz ki) kimisi ise idealistliği ile sessizce arkaplanda bekler. İdeal dünyasında neler olur biterdi, nasıl şeyler başarırlardı gibi hayallere dalar.
Bu iki tipin de anlamadığı nokta modern hayata idealler sökmediğidir. Bireysel idealler güzeldir ve her insanın ideali olmalıdır. Ancak idealleri ile yaşamaya inatla devam eden bir gün hayatın gerçeklerinin kapılarını çaldıkları ve o gün kendi içlerinde besledikleri ideal hayal dünyalarının hiç bir şeye yaramadıklarını göreceklerdir.
Genelde kendi ideal dünyalarında bu kişiler asla sıradan insanların işlerini yapmazlar. Öyle bir şey isteseler ideal olmazdı zaten. Fakat iş gerçek hayata geldiği zaman bu hayalperestler gidip o içten içe hareketlerini saçma buldukları ve küçümsedikleri insanlardan yardım isterler. Kendi iç dünyalarının başka insanların saygı ve sevgisini kabul edeceğini düşünürler.
Maalesef böyle idealist insanlar mantık dahilinde düşünmedikleri ve üretim odaklı yaşamayı öğrenmedikleri sürece çevrelerine yapışarak hayatta kalmaya çalışacaklardır.
Öte yandan hem idealist, hem çalışkan hem de mantıklı olurlarsa Atatürk gibi yürüdüğü her yeri yenileyen ve ilerlemeye katkıda bulunan kişilere dönüşürler.
Ancak kendi fikirleri ve düşünceleri üzerine harekete geçmeyen, dünyanın nasıl olması gerektiği hakkında yorumlar yaparak kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmeyen kişiler modern hayat tarafından idealler mi yoksa gerçekler mi güçlüymüş bir güzel öğretilecektir.
Elimizdeki Tek Şey Tecrübe
Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...
-
Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...
-
Her insanın aynı şekilde düşünmediğini biliyordum ancak dün Russell Hurlburt diye adını ilk kez duyduğum 90lı yıllarda çalışmalar yapan bir...
-
Kesinlikle mümkün değil. Geçen gün eve dönerken köprü üzerinden geçiyordum derken kollarım dikkatimi çekti. Şöyle bir baktım. Bir süredir s...