2 Temmuz 2021 Cuma

Asiliğin Kişiliği Fethedişi

Aykırılık, asilik, başkaldırı.

Ergenlik döneminde insanlar neden bu derece her şeye ters gitme ihtiyacı duyarlar, neden bu kadar inatçı olurlar şimdiye kadar ne kadar araştırsam da hiç tam olarak kavrayamamışımdır.

Evet, ergen yaşta olan insanlar kendilerini bir birey olarak göstermek istiyorlar, evet haklarını savunmak istiyorlar, evet kişiliklerini belirlemek istiyorlar ve bunun gibi binlerce başka sebep.

Fakat bu geçici asilik döneminin sonunda eğer ki herhangi bir otorite figürü yeterince dikkatli olmazsa yetişkinliğe adım atmaya yeni başlamış kişinin hayatı, karakterin ve davranışları sonsuza kadar değişebilir.

Eğer ki kişinin fıtratında veya kanında asilik zaten varsa, babası (bu seferlik örnek otoriite figürü olarak baba figürünü vereceğim ancak bu anne de olabilir, bir öğretmen de olabilir, genel olarak kişinin değer verip düşüncelerini önemsediği yaşça büyük kişi) ona yeterince sevgi aşılayamazsa, çocukluğunda yeterince değer verilmez ve önemsenmezse, doğru yerde doğru bir cümleyi işitirse bütün her şey değişebilir.

Kişinin karakteri tamamiyle kafasında belirlediği otorite figürünün fikir ve düşüncelerinin zıttını benimsemeye başlar.

Çocuk yaşlarda başlayan asilik bir hedefe odaklanmış öfke ve önemsenmeme hissi ile birleşirse, kişide takıntılı ve inatçı olmaya da eğilim varsa bu yazdıklarım herkeste aynı olmasa da belirli düzeylerde geçerli olabilir.

Kişi 50 yaşına gelmiştir ve fark bile edemese de aslında yarım yüzyıl boyunca tek yaptığı onu umursamayan birisinin tam zıttı olması olur. 

Çoğu kişi bunun farkına bile varamaz ender olsa bile bu duruma eğilimi olan insanlarla karşılaşmak hep heyecan verici olmuştur benim için.

İnsan oturup bir sigara yapıp düşünmeli, fikirlerim gerçekten deneyler ve hislerim üzerine mi kurulu yoksa başkasının ödevini biraz değiştirip öğretmene veren bir öğrenciden farkım yok mu diye. 


1 Temmuz 2021 Perşembe

Sosyal Medyanın Ruh Hali Üzerinde Etkisi

"Ya bir dakikam diğerine uymuyor, bir an mutluyum sonra üzgünüm. Her şeyden hemen etkileniyorum. Artık ağız tadıyla mutlu veya üzgün olayım bir aşağı bir yukarı inip çıkmayayım ya. Problemim var heralde."

Bu cümleler size tanıdık geliyorsa ve sosyal medyayı bolca kullanıyorsanız belki de modunuzun neden böyle olduğunu açıklayabilme ihtimalim var.

Sosyal medyanın her yeri ama her yeri reklamlarla dolu. Dikkatinizi sürekli oradan oraya sürüklüyor ve ilginizi yakasından tutup bir köşeden diğerine fırlatıyor.

İnsanın odak noktası ne ise o şey kişinin hayatını etkiler ve bu etki sürekli olarak büyür.

Peki odak noktasını bir noktada tutamayan bir insanın bilinçaltı ne alemde olur sizce?

Oradan oraya koşturup parkta oynayan bir çocuk gibi davranmaya başlar.

Bir an gidip kaykayda kayar sonra salıncakta sallanır.

Hemen ardından yerdeki taşa takılır ve yere düşer. 

Bilinçaltınızda bir köşeye koşturur ve güzel bir anıyı hatırlar, mutlu olur.

Kötü bir anıyı ziyaret eder ve üzgünleşir.

Oradan oraya koştura koştura giderken yorgun düşer ve boşluk hissinin kucağına bırakır kendini.

Reklamlar, ilgi çekici renkler ve cümleler odaklanma yeteneğimizi yok etti. Bilinçaltımız zaten kontrol edilemeyen bir şey, artık hepten zincirlerini kırdı. Bilinçüstü duygularımız da buna dahil. Güzel bir anıyı düşünürken ufak bir detay veya nesne yüzünden kötü bir anı aklınıza hiç geldi mi?

Şahsi düşünceme göre insanlarda bu sürekli olarak artan duygu durumunun değişimine odaklanma yeteneğinin zamanla aşınmış olması sebep olmuş olabilir. 

Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...