Her insanın aynı şekilde düşünmediğini biliyordum ancak dün Russell Hurlburt diye adını ilk kez duyduğum 90lı yıllarda çalışmalar yapan bir psikoloğun insanların iç sesleri ile ilgili araştırması ile karşılaştım.
Oldukça uzun zamandır herhangi bir şeye şaşırmadığım için bu araştırmanın varlığını keşfetmek çok iyi geldi.
Kendi kafasının içinde yaşayan biri değilimdir ve tam tersine sosyalim diyebilirim ancak sosyalliğin tam ortasındayken olabilecek en alakasız şeyler ile bağlantı kurduğum zamanlar az olmuyor.
Ve bu bağlantı ve düşünceler kafamda yarı kendi sesim yarı düşündüğüm şey ile ilgili görüntüler olarak ortaya çıkıyor.
Bunu tabi düşünmedim hani "Ben böyle düşünüyorum, düşünme şeklim bu kategoride" diye.
Meğer araştırmaya göre insanların sadece %30 ile %50 civarı arasında bir miktarı içsel bir ses ile kendileri ile konuşuyorlarmış.
Bunu düşünmek bile bana garip bir his veriyor.
Eğer bu gerçek ise potansiyel olarak insanların yarısı ciddi ciddi düşünmeden hareket ediyor.
Kendimi bu düşünce veya düşünmeme şekline gerçekten koyamıyorum.
Yani araştırmalara zaten güvenmek çok zor hani sonuçta burada gözlemlemenin gerçekten çok zor olduğu bir konudan bahsediyoruz.
Ancak yine de doğruluk payının olması fikri bile gerçekten garip.
Bu araştırmanın ardından gelen diğer araştırmalar iç sesi olmayan insanların sadece bir şeyleri yapıp hissiyatlarına göre yaşadıklarını söylüyor.
Tabii ki duygusal durumlarda iç sesi olan insanlar da o sesi duyamıyor.
Ancak sakin bir esnada, mesela arabada giderken veya yürürken kendi kendisine düşünen, hatta o kadar ki kendi kafasında sohbet eden birisi olabilir.
Ancak aynı arabada arka koltukta zihni sessiz ve rahat olan bir kişi daha olabilir. İnanılmaz bir konsept.
Bakalım bu bilgi hayatımızın nerelerinde yaşanan garip olayları açıklamamızı sağlayacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder