Her yerde ekranlar.
Kafamızı nereye çevirsek sürekli olarak büyüklü küçüklü ekranlar.
Bundan 20 yıl önce birisine toplumda olan hemen hemen herkesin ceplerinde bulunan minik ekranlardan kafalarını kaldırmayacaklarını söyleseniz inanırlar mıydı?
Eminim ki toplumun asla öyle bir konuma düşmeyeceğini söylerlerdi.
Ancak şu an öyle.
Ve hiç şaşılmadık bir şekilde sürekli olarak insanlar daha az mutlu olduklarından yakınıyorlar.
Eski zamanların güzelliğinden falan.
Hiç şaşırmamalı.
Bu durumun onlarca sebebi var. Dünyanın giderek büyümesi, toplumsal baskı, beklentiler vs.
Ancak bunların en az bahsedilenlerinden biri haberlere fazla bakma ve bundan dolayı özellikle empati yeteneği yüksek olan kişilerin duygusal durumlarının yerle bir olması.
Sorun şurada ki insanların sürüngen beyni her zaman çevresinde olan tehlikelere karşı hazır olma ve potansiyel tehlikeleri kaydetme peşindedir.
Tehlikeler zihne nasıl kaydedilir peki?
Olası tecrübelerde insanın yaşadığı acı, üzüntü ve korkuların büyüklüğüne göre zihin bunu tehlikeli veya değil diye kaydeder.
En garibi ise bu tehlikeleri kaydetmek için birebir tecrübe yaşamak gerekmiyor.
Gördüğünüz veya duyduğunuz bir insan bir tecrübe yaşadığı zaman zarar görürse zihin bunu da kaydeder.
Yaşanılan zarar ve hissiyat ne kadar güçlü olursa zihin bedene o kadar güçlü reaksiyon göstertir.
Bunun aşırı fazlası travma sonrası stres bozukluğuna kadar gider.
Fakat pek bilinmeyen şey travma sonrası stres bozukluğu sadece savaşta bulunmuş gazilerde veya ölüme kıl payı kala hayatta kalmış kişilerde olmuyor sadece.
Ve bunu yaşayan kişiler direkt kendilerini yere atıp kafaları yiyerek reaksiyon göstermiyorlar da.
Bazı reaksiyonlar daha pasif oluyor.
20 yıl önce duyduğunuz veya başkasına olduğunu gördüğünüz bir zararın sonucu olarak şu an bir eylemi yapmaktan korkuyor veya kaçınıyor olabilirsiniz mesela.
Ve en önemli kısım ise şu:
Ekranlara baktığımız zaman insan beyninin sürekli olarak tehlike ve negatif tecrübelere odaklandığını fazlasıyla iyi bilen haber kanalları sürekli olarak cinayet, hırsızlık ve genel olarak birilerinin maddi, manevi veya bedeni bir zarar gördüğü haberleri gösterir.
İnsan beyni de bunlara odaklanır ve tehlike durumunu yaşayan insanın yaşadığı tecrübe ile empati kurar.
Bu da sürekli olarak yaşanırsa kişinin genel duygu durumu yerle yeksan olur.
Üstelik hiç bir şekilde önleyemeyeceği ve tecrübe etme ihtimali çok çok düşük olsa bile her türlü haberi tek tek hisseder.
Bu yüzden bazen yapmamız gereken bana kalırsa ekranları kapatmaktır.
Hayatın kendisi zaten tehlikeler ile dolu. Çoğunu önlememiz ise neredeyse imkansız.
Önlemimizi alıp arkamıza yaslanmak yapmamız gereken şey değil midir bu durumda?