13 Ekim 2023 Cuma

Ekranları Kapatın

Ekranlaaaar, ekranlar.

Her yerde ekranlar.

Kafamızı nereye çevirsek sürekli olarak büyüklü küçüklü ekranlar. 

Bundan 20 yıl önce birisine toplumda olan hemen hemen herkesin ceplerinde bulunan minik ekranlardan kafalarını kaldırmayacaklarını söyleseniz inanırlar mıydı?

Eminim ki toplumun asla öyle bir konuma düşmeyeceğini söylerlerdi.

Ancak şu an öyle. 

Ve hiç şaşılmadık bir şekilde sürekli olarak insanlar daha az mutlu olduklarından yakınıyorlar. 

Eski zamanların güzelliğinden falan. 

Hiç şaşırmamalı. 

Bu durumun onlarca sebebi var. Dünyanın giderek büyümesi, toplumsal baskı, beklentiler vs.

Ancak bunların en az bahsedilenlerinden biri haberlere fazla bakma ve bundan dolayı özellikle empati yeteneği yüksek olan kişilerin duygusal durumlarının yerle bir olması.

Sorun şurada ki insanların sürüngen beyni her zaman çevresinde olan tehlikelere karşı hazır olma ve potansiyel tehlikeleri kaydetme peşindedir.

Tehlikeler zihne nasıl kaydedilir peki?

Olası tecrübelerde insanın yaşadığı acı, üzüntü ve korkuların büyüklüğüne göre zihin bunu tehlikeli veya değil diye kaydeder.

En garibi ise bu tehlikeleri kaydetmek için birebir tecrübe yaşamak gerekmiyor.

Gördüğünüz veya duyduğunuz bir insan bir tecrübe yaşadığı zaman zarar görürse zihin bunu da kaydeder.

Yaşanılan zarar ve hissiyat ne kadar güçlü olursa zihin bedene o kadar güçlü reaksiyon göstertir.

Bunun aşırı fazlası travma sonrası stres bozukluğuna kadar gider. 

Fakat pek bilinmeyen şey travma sonrası stres bozukluğu sadece savaşta bulunmuş gazilerde veya ölüme kıl payı kala hayatta kalmış kişilerde olmuyor sadece. 

Ve bunu yaşayan kişiler direkt kendilerini yere atıp kafaları yiyerek reaksiyon göstermiyorlar da. 

Bazı reaksiyonlar daha pasif oluyor. 

20 yıl önce duyduğunuz veya başkasına olduğunu gördüğünüz bir zararın sonucu olarak şu an bir eylemi yapmaktan korkuyor veya kaçınıyor olabilirsiniz mesela. 

Ve en önemli kısım ise şu:

Ekranlara baktığımız zaman insan beyninin sürekli olarak tehlike ve negatif tecrübelere odaklandığını fazlasıyla iyi bilen haber kanalları sürekli olarak cinayet, hırsızlık ve genel olarak birilerinin maddi, manevi veya bedeni bir zarar gördüğü haberleri gösterir. 

İnsan beyni de bunlara odaklanır ve tehlike durumunu yaşayan insanın yaşadığı tecrübe ile empati kurar. 

Bu da sürekli olarak yaşanırsa kişinin genel duygu durumu yerle yeksan olur. 

Üstelik hiç bir şekilde önleyemeyeceği ve tecrübe etme ihtimali çok çok düşük olsa bile her türlü haberi tek tek hisseder.

Bu yüzden bazen yapmamız gereken bana kalırsa ekranları kapatmaktır. 

Hayatın kendisi zaten tehlikeler ile dolu. Çoğunu önlememiz ise neredeyse imkansız. 

Önlemimizi alıp arkamıza yaslanmak yapmamız gereken şey değil midir bu durumda? 

9 Ekim 2023 Pazartesi

Dışa Dönüklük ile İçe Dönüklüğü Dengelemek

Biz insanların kendilerimizi kategorilemeye çalışmamızın belki de tarihte en çok yapıldığı zamana geldik.

Ve günümüzde bu kategorilerin ilk aşaması genelde kişinin içe dönük veya dışa dönük olması olarak ayrılması ile başlıyor. 

Öte yandan bu içe dönük ve dışa dönük kavramlarını ortaya atan Carl Gustav Jung'un ortaya attığı bir grup daha vardır: "Ambivert" grubu. (Bazı sitelerde "Ambiyans" olarak çevirisini de gördüm ama çok yaygın bir kullanım değil gibi) 

Bu kişiler de içlerinde hem dışa dönük hem de içe dönük özellikler taşıyan insanlardır. 

Ben hangi grupta kaldığımı tam olarak kestirememekle birlikte daha dışa dönük birisi olduğum kanaatindeyim. 

Çevremde olan insanlar ise genel olarak içe dönük kişiliğe sahipler. 

Hem onları hem gerçekten dışa dönük olduklarından emin olduğum kişileri ve benim gibi daha ortada kalan kişileri gözlemledikçe ise bir farkındalığı keşfettim.

Fazlasıyla içe dönük sayılacak insanlar bile tek başlarına kaldıklarında dengeleri gidiyor ve aynı şekilde fazlasıyla dışa dönük insanlar da çok fazla sosyalleşince garip davranışlar sergilemeye başlıyorlardı.

Mesela içe dönük birisi uzun bir süre tek kaldığı zaman sıkılıp içten içe sürekli olarak büyüyen bir yalnızlık hissetmeye başlıyordu. (Normal şartlar altında yalnızlık böyle kişilere keyif verir)

Ve dışa dönük bir kişi ara sıra kendi içine çekilip tek başına bir şeyler yapmadığı zaman da ne kadar sosyalleşip gezip tozsa bile giderek eğlenme eşiği yükselerek sürekli yeni bir stimülasyon olmadan aşırı sıkılmaya ve dolayısıyla önceden yaptığı sosyal aktivitelerden zevk almamaya başlıyordu.

İşte o zaman aslında yine insanın her zaman olduğu gibi bir denge yakalaması gerektiği gerçeğini fark ettim. 

Kişi ne kadar daha çok içe dönük veya dışa dönük olsa da aslında insan bütün evreni ve zıtlıkları içinde barındırdığı gibi hem kendi kendine sessizlik içinde bir şeyler yapmayı hem de başka insanlarla iletişime geçip bağlantılar kurmayı seven iki zıtlığı içeriyordu.

Bu yüzden daha çok hangi eğilimde olursak olalım bu dengeyi kurmak zihinsel sağlığımız ve dengemiz için iki uca da fazla yaklaşmamak önemlidir. 

Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...