20 Ağustos 2021 Cuma

Uyuşturucu Neden Yasal Değildir?

İnsanoğlu tarih boyunca bizzat kendi doğası gereği yasak olan şeye çekilmiştir. Ve mutlaka her dönem toplum üyelerinin çekildiği bir şey olmuştur. Kapalı kapılar ardında dışarıda sorsan asla yapılmaması gereken şeyler hiç düşünülmeden gerçekleştirilir ve bir sır olarak kalır.

Yaratılış hikayesinde olan yasak elma aslında varlığını farklı şekillerde sürdürmektedir yani.

Günümüzün yasak elması ise beynin kimyasını ters düz edip bağımlılık yapan uyuşturucu maddelerdir.

Her uyuşturucu farklı etkiler gösterse bile çok büyük bir kısmı depresyona girip intihar etmemizi önlemek için var olan beynin mutluluk hormonu (serotonin) ve motivasyon veren ödül hormonu (dopamin) üreten kısımlarını parmağında oyuncak ettiği için, kişilerde bağımlılık yaparlar.

İnsana kendini ağırdan sat derler ya hani biri biriyle flört edince, orada olan mantık karşınızdaki kişiye ilgiyi yavaş yavaş vererek beyninde her ilginizi çektiğinde dopamin ve serotonin salgılanmasını tetikleyerek kendisini aşık olduğunu zannetmesini sağlamaktır.

Çok kötü bir ilişki içinde olsa bile ayrılamayan kişiler genelde harcadıkları zaman ve emeğe kıyamazlar ve sürekli zincirli kalacak kadar bağımlı olurlar "aşık" oldukları kişiye.

İşte bu etkiyi alın 12836816273617 sayısı ile çarpın. Bazı uyuşturucular o denli bağımlılık yapıcı.

Su, yemek ve kokain verilen farenin kokaini seçtiği onlarca araştırmada görülmüştür.

Şimdi uyuşturucunun ne kadar bağımlılık yaptığını tekrar hatırladığımıza göre uyuşturucuların serbest olması gerektiğini savunanların sık sık dediği bir argümanı söyleyeyim:

"Ya abi alkol ve sigara da zararlı görmüyor musunuz uyuşturucu içen kendisine içer başkasına zarar vermediği sürece sıkıntı yok özgürlüğümüz kısıtlanıyor." 

Bre cahil, bre gafil, bre akılsız arkadaşım benim. 

Uyuşturucu tamamen serbest bırakılırsa kullanımının durdurulamayacağını, belki çok az kişiyle başlayıp zamanla içine girdiği toplumu tamamen ele geçirebilecek kadar çekici olduğunu, sigara ve alkolün aksine tek kullanımın bile beynin işleyişinde kalıcı değişikliklere sebep olabileceğini göremiyor musun? 

Bir insan sırf iyi hissetmek için tek kullanımdan sonra en az 2 hafta klinik depresyona girecek kadar ağır bir şeyi vücuduna sokabiliyorsa zaten o maddeye bağlıdır, özgür değildir. Bu kişinin özgürlük kavramını ağzına alıp yaptıklarını savunması ise dikkate bile alınmamalıdır. Kişisel özgürlük ancak toplumun güvenliği ve sürdürülebilirliği garantiye alındıktan sonra söz konusu olmalıdır.

Peki gerçekten bir ortak nokta mı istiyorsunuz?

Tüketilen bu zevk veren maddelerin bağımlılık yapma yüzdeleri belirlenerek belli bir miktarın üstünde olan şeylerin kullanımı, üretimi, taşınması yasak olsun.

Sigaranın bağımlılık oranı %70 olmasına rağmen bağımlılık oranı %10 olan esrarın yasaklanmasını hiç bir zaman anlayamamışımdır mesela. Pek araştırmadığım için bir bildikleri vardır deyip geçiyorum artık.

Herneyse. Genel olarak uyuşturucuların neden yasaklı olması gerektiğini ve gerekirse nasıl orta yolun bulunabileceğini artık biliyoruz.

Biraz uzanayım. 

18 Ağustos 2021 Çarşamba

Panenteizm'de İbadetlerin Amacı

Daha iki gün önce dayanamayıp "Tanrı'ya İsyan" diye bir yazı yazıp şimdi bahsedeceğim konuya geçmek çok garip bir deneyim olacak ama napalım. Bir kaç tahta eksik doğmuşum yeryüzüne. 

Panenteizm konusunu hocam ilk anlattığı ve Tanrı'nın aslında görülen görünmeyen her şeyin varlığını kapsadığını, her vücutta ve maddede kendi kendisini deneyimlediğini söylediği zaman içimden saçmaladığını düşünüp küfür etmeyi bıraktığım saniye ilk sorularımdan biri bu olmuştu diye hatırlıyorum:

"Yahu Tanrı zaten her şeyi kapsıyorsa neden ibadet ediyor insanlar?" 

Dün olduğum covid aşısı yüzünden biraz halsizim ama elden geldiği kadar öğrendiklerimi yazayım bakalım.

Süper basit özet: Hani en bilinen dinlere göre ibadetler öldükten sonra cennet veya cehenneme gitmemizi belirliyor ya, ibadetleri yapınca sevap kazanıyoz ya, ölünce de o sevaplarla deyim yerindeyse Tanrı ile ticaret yapıp arsa satın alıyoz ya? 

Panenteist düşünceye göre insan belirli ibadetleri yaparak kötü huylarından arınıyor, kafasında yarattığı ve gerçek olmayan egosunu yavaş yavaş eriterek vücuduna Tanrı'nın dolmasını sağlıyor. Sonunda her maddenin özünü görerek aslında sadece Tanrı'nın olduğunu görüyor. Matrix finalini hatırlayan? 

Hani Ömer Hayyam'ın şarap iç dediği şiirler var ya? O şarabın ne olduğunu sanarsınız be kardeşim? 

ŞARAP İÇ, BİRE BİRDİR DERDE TASAYA;
NE BU DÜNYA KALIR, NE ÖTEKİ DÜNYA,
NE SERİN ATEŞTİR O, NE CAN DOLU SU;
ÇABUK OL, BULUP İÇEMEZSİN MEZARDA.

- Ömer Hayyam 

Adamın yapttığı sembolizmi bu anlattıklarımdan sonra bile göremiyorsanız tanıdığım optikçiler var bu arada. 


Meditasyon / Namaz

Bunun neden yapıldığını tamamen yazmaya kalksam sanırım ufak çaplı bir ansiklopedi olur. 

Ancak en bilinen faydası, yani insanın dünya hayatından kısa bir süreliğine uzaklaştırılması en yüzeysel yararıdır. 

Asıl bahsetmek istediğim faydası ise insanın içe dönmesini sağlamasıdır. 

İnsan Tanrı'yı içinde bulacaktır. O'nu dışarıda araması, cennette bir tahtta oturduğunu falan hayal etmesi saçmadır. 

Hem sonsuz, hem doğurmamış, hem bölünmeyen bir şey olacak, hem de bir bedenin içine sığacak. Yahu bu denklemin saçmalığını neden göremiyor insanlar? 

Dışarıda aramak kafaları karıştırmaktan başka bir şey yapmaz. 

Tanrı'nın krallığı içinizdedir. 
-Luka 17:21

Ben, kainata, yere, göğe sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım. 
-Kutsi Hadis

İnsan gerekirse meditasyonunu çıplak yapsın, gerekirse amuda kalksın, içine dönüp düşüncelerinden uzaklaştığı sürece o ibadet boşa olmayacaktır. 

Meditasyon veya namaz uygulandıkça insanın yavaş yavaş düşüncelerinin arasından sıyrılıp bir çeşit trans haline geçmesi amaçlanır. 

İslami literatür buna "Vecd" hali der. Vecd halinin en üst noktasına ise "Vücud". Çünkü sürekli içine dönerek vecd halini deneyimleyen insanın artık egosu tamamen yok olmuştur ve gerçek vücuduna, evrenin ta kendisine erişmiştir. Egosu yok olduğu için deyim yerindeyse kendisini öldürerek bu hali deneyimleyene "Müntehi" yani sona gelen, nihayete ermiş kişi denir. "Müntehir" yani intihar etmiş kişi kelimesine benzerlik boşuna değildir. 

Vecd haline girmeye sebep olan faktörlerin en önemlilerinden biri alnımızın tam ortasında bulunan epifiz bezinde üretilen DMT molekülüdür. 

Meditasyon esnasında bolca üretilir. Bu kısmı unutmayın. 

Aslında meditasyonda olan her hareketin, her sözün özetini bildiğim kadarıyla geçmek isterdim ancak bu sayfa aşırı uzun olacağı için belki başka sefere. 


Oruç
 
Ne kadar gariptir, neredeyse bütün ileri gelen dinler takipçilerinden bir süre besin ve sıkı tüketimini kesmelerini ister. 

Her din aynı yola çıkıyor ve şöyle veya böyle oruç mutlaka şart gibi. Peki neden? 

Öncelikle söyleyeyim en basit sebep olan insanların açlık ile nefslerini terbiye etme ve kendilerinden aşağıda olan kişiler ile empati kurma yeteneklerini arttırarak toplum içinde daha adil ve sevgi dolu bir düzen kurma amacı kesinlikle geçerli. 

Onun derinine inince ise az önce bahsettiğim epifiz bezi ve DMT hormonu geliyor. 

Son araştırmalar ile DMT aslında sadece epifiz bezinde değil beynin pek çok bölgesinde üretilen bir madde olduğu artık kanıtlanmış olsa bile 2000 yılında Rick Strassman'ın "DMT: Ruh Molekülü" isimli kitabının popülerliği sayesinde görmezden gelinen bir gerçek. Kitapta epifiz bezinde üretiliyor denildiği için artık bu bilginin yanlış olduğunu kanıtlamak neredeyse imkansız. 

Neyse konudan sapmayayım. 

DMT insanın farklı bir bilinç seviyesine geçmesinde önemli bir rol oynar. Kimisi ona "Ruhun kapısı" adını verir fiziksel evren ile ruhsal evreni bağladığı için. 

Ve bilin bakalım DMT ne zaman üretilmez? 

Sabah, güneş açtığı zamanlarda. 

Peki bilin bakalım sabah bile DMT üretilmesini ne sağlar? 

Midenin tamamiyle boş olması. 

Evet saçma gelebilir ancak hem su hem yemek orucu birleşince DMT hormonu üretilmeye devam ediyor beyinde. 

Şimdi şunu düşünün:

Ramazan ayında 30 gün boyunca günışığında yemek yemeyi bırakıp güneş battıktan sonra hayatına devam eden ve bu DMT'nin üzerine bir de bilinçli bir şekilde meditasyonla içine dönen insanın hakikati bulma olasılığı ne kadar yüksektir farkında mısınız? 

Bunun üzerine bir de peygamberlerin gece namazını ne çok dile getirdiğini ve aydınlanmışların gece karanlıkta meditasyona olan düşkünlüğünü hesaba katın. Her şey bir hedefe yönelmiş gibi değil mi? 

Kurban

Kurban hakkında geçen Kurban bayramında yazmıştım "Panenteizm ve Kurban" yazısında ancak yine de özet geçeyim.

Hemen hemen her medeniyetin uzak veya yakın tarihinde kurban ibadeti gerçekleştirilmiştir. Azteklerde insan kurban etmeye kadar ilerlemiştir. 

Kurban belki de en yanlış anlaşılmış ibadet olabilir.

İnsanın kurban etmesi gereken bir şey varsa o da kendi içindeki hayvani duygu ve hisleridir.

Düşük frekanslı olan ne varsa her şeyden kurtulmaktır. Bunu cennet ve cehennem konuları hakkında yazarken daha çok bahsedeceğim.

Daha çok bilgi almak için "Panenteizm ve Kurban" yazısını okuyabilirsiniz. Ellerim acımaya başladı yazarken.

Zekat

İsim olarak direkt bir ibadet olmasa da elinizde olan mal ve mülkten insanlara vermek Hıristiyanlıkta da mevcuttur. 

İslam'da var olduğunu da biliyoruz. 

Ve daha sayamayacağım kadar çok din başkalarına mal ve mülk ile yardım etmeyi emrettiğini biliyoruz. 

Ancak zekat sıradan bir insan için belirli kişilere para vermek.

Peh.

Semazenlerin dönerken el hizalarına hiç dikkat ettiniz mi? Sağ el yukarıya sol el aşağıya dönüktür. Hakk'tan alıp halka vermek anlamına gelir.

İnsan zekat verirken hesabı yapıp birine para verip geçebilir.

Veya para verdiği kişinin yüzünde halk yerine Tanrı'yı görebilir. Verdiği paranın maddesel olarak önemsizliğini görebilir. Hem verenin, hem alanın, hem de verilenin aslında Tanrı olduğunu anlayabilir. Bu bilinçle eylemi gerçekleştirebilir.

Zekat vermemek de insanın içinde bulunan Tanrı'nın varlığından bihaber olmaktır.

Her biri bağlantılı ve bir amaca hizmet ediyor.

Eğer bu yazıda aradığınız şeyi bulamadıysanız aramaya devam edin. Şahsen mantık insanı olduğum için her hareketin, her kelimenin bir sebep ile ilgili olduğunu görene kadar araştırdım. Gerçekten sebepsiz bir tek şey bile yok. Cevaplanması imkansız olan tek bir soru buldum onun dışında her şeyin bir sebebi var. Araştırmaktan asla bıkmayın. Bilenle bilmeyen asla bir değildir.

O cevaplanamayan soruyu belki bir ara yazarım. 

15 Ağustos 2021 Pazar

Tanrıya İsyan

Sabah 6 olmak üzereyken yine düşünceler üstüme geldi ve yenik düştüm. Şimdiden uyarıyorum, eğer dindar birisiyseniz bu yazı kesinlikle size göre olmayacak.

Yaklaşık 2 buçuk ay önce yani Haziran ayının ilk günlerinde Bodrum'da ismini hatırlayamadığım bir otelin odasında o zamana dek hiç olmadığım kadar sarhoş bir şekilde uzanmaktaydım.

Sessiz yaz geceleri nasıl güzeldir bilirsiniz, insan yapayalnız olsa bile sanki gözle görünmeyen bir varlık hemen yanınızdadır. Kolunu omzunuza atmıştır ve arkadaşlık ediyordur size. Kendi kendinize olan düşüncelerinize cevap veriyordur rüzgarın fısıldamalarının ardından. 

İşte ben o varlığı duyamıyordum aşağı katta bağıra çağıra konuşan bir grup ruh hastası yüzünden. Açtım müziğin sesini sonuna kadar. Kapattım balkon kapısını ve düşüncelerin gelmesini bekledim.

2017-2018 yıllarında yeni oturtmaya başladığım Panenteist düşüncelerimi mantık ile birleştirebilmiş ve hayatımda yaptığım bir dizi başlangıcın da sağladığı rahatlama ile varoluşsal krizlerimi neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştım.

Tanrı ve hayatın amacı gibi soruları kenara atmıştım çünkü en saçma soruya bile bir cevap bulunuyordu eninde sonunda. Önemli olan aramaya devam etmekti.

Böyle güzel bir kaç yıl geçmiş olsa da karantina beni de etkiledi ve görmezden gelmeye çalıştığım düşünceleri su yüzüne çıkarmayı başardı. 

Hatta daha iyi bir terim kullanırsak beni "Eşek sudan gelinceye kadar dövdü." Çünkü uzun bir süre dile getiremediğim bir gerçek vardı ve isyan edene kadar uzun uzadıya direndim. 

Ve sonunda, o sıcak Bodrum gecesinde bir gerçeği kabul ettim:

Tanrı, düzen, sistem, plan veya adına ne koyarsanız koyun. İnsanlar ve varlıklar acı çekiyor ve bu gerçek ortada dururken hiç bir şey bunu olduğundan şirin gösteremez. 

İsterse Tanrı yukarıda bizi bekliyor olsun veya olmasın, isterse Tanrı her varlığın asıl yansıması olsun veya olmasın, isterse her yaratılmış varlık mükemmel olsun veya olmasın, isterse bu düzen bir hayalden ibaret olsun veya olmasın, isterse insanlar Tanrı'nın çocukları olsun veya olmasın, isterse bütün bu yaşananlar bir imtihan olsun veya olmasın, isterse her şey bir simülasyon olsun veya olmasın. 

İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, bebekler, yavrular acı çektiği sürece bu düzenin bir kutsallığı, hayran olunacak, saygı duyulacak, tapılacak veya ibadet edilecek bir tarafı yoktur. 

"Ya saygısız herif Tanrı acı hissini yarattı ama o da gerçek değil ki beyinde üretiliyor bilmiyor musun? Burada Tanrı suçlu değil." 

Acı hissi beyinde yaratılan bir histir. Yani aslında gerçek değildir. Kolunuza iğne batınca aslında acı hissetmenizin sebebi beyninizin sizi uyarmasıdır. Kolunuza verilen hasar sizi ölüme sürükleyemez belki, ancak beyin işi garantiye almayı sever. En çok istediği şey hayatta kalmaktır. Yani acı hissi aslında yoktur. (Araştırmak isteyenler cüzzam hastalarının nasıl acı hissini yitirdiğini inceleyebilir)

İyi hoş güzel. Fakat. 

İstediğimiz kadar ilahileri güzel bir şekilde söyleyelim, huşu hissini dua ederken iliklerimize kadar hissedelim, evrende olan yaratımlara bakıp hayret edelim, kutsal kitaplarda şifreler bulup kendi dinimizin doğru olduğunu iddia edelim.  

Ve istersek acı hissinin aslında gerçek olmadığını, bir illüzyondan ibaret olduğunu iddia edelim. 

ÖNEMİ YOK.

İnsanlar ve özellikle çocuklar daha isimlerini söyleyemeden ne acılar çekiyor. Üstelik hiç bir inanç bunun bir çeşit "imtihan" olduğunu bana kanıtlayamaz. Daha tuvalete gidemeyen ufacık çocuk gözünün önünde anne ve babasını kaybediyor, hadi buna sınav dedik tamam. Peki o çocuk anne ve babasını kaybettikten kısacık bir süre sonra öldü. E neyin sınavını neden vermiş oldu bu çocuk? Eline ne geçti? Bu sınava girmeyi istemiş miydi? Bu ne saçma iş ya?

Evrenin yaratılma amacı ne olursa olsun umurumda değil. Gerekirse Tanrı'nın bilinmeyi istemesi, sevgisinin dolup taşması, egoist olması veya her ne ise işte. 

Hiç bir amaç, çocukların ölüp acı çektiği bu dünyanın yaratılmasını haklı çıkaramaz.

Bakın hırsızlıktır, zinadır yani çoğu dinin günah saydığı şeylerden bahsetmiyorum onlar büyük ölçüde kişiyi ilgilendirir ve affedilebilir niteliktedir. 

Ancak ölümün geri dönüşü ve telafi edişi yoktur.

Özellikle çocukların ve hayvanların ölümlerini diyorum.

Çünkü onlar oyuna dahil değiller.

Üstelik şu an sadece fiziksel acıdan bahsediyorum. 

Psikolojik acı (vicdan azabı dedikleri olay) konusu daha açılmadı bile. 

Hala inancım Panenteizm ve yüksek olasılıkla bu ölene kadar böyle kalacak. Tanrı'nın bilindik anlamda olmasa bile varlığına dair hiç bir şüphem yok. Ancak düşüncesiz, arsız ve tamamen pislik olduğuna dair de pek şüphem yok. 

Panenteizm inancında Tanrı'nın görülüp görünmeyen her yerde olup kendinden bihaber olarak farklı hayatlar tecrübe ettiğini bilmek de ironik. Bu durumda şu an fark etmeden kendi kendine pislik diyen depresif ve uykusuz birinin rolünü üstlenmiş durumda.

Ama herneyse. Bu gerçekle yaşamak aslında biraz özgürleştirici gibi. Tanrı'ya karşı bayağı ilgisiz kalıyorsunuz ve hayali ahlak parmaklıkları büyük ölçüde zayıflıyor. 

Tabii ki nehir her zaman akmalı. Şu an böyle düşünüyor olsam da bir gün buraya inanılmaz iç açıcı ve Tanrı sevgisi temalı (neredeyse kusar) yazılar da yazabilirim. Sonra ikiyüzlü demeyin. 

Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...