Bu kişisel hayatlarımızın detaylarının akışıdır. Mesela iki çok benzer koşullarda doğmuş insan çok çalışıp kendilerine ev alırlar fakat birisi müstakil ev, diğeri ise bir apartman dairesi alır. Hemen hemen aynı şey olmuş gibi görünür fakat detaylar farklıdır.
Ancak hayatların bir de genel akışı vardır. Bu akış insanın detaylardan çok genel olarak toplumun kişiden belirli yaşlara geldiği zaman belirli başarılara ve kazanımlara sahip olması gerektiğini veya belirli koşulların içerisinde olması gerektiğini dikte eder. Örneğin genel kanı 24 yaşlarında olan birisinin yavaştan evlilik peşinde koşması gerektiğidir. Üniversiteyi bitiren birinin hemen iş bulması beklenir. 30-35 yaşlarında olan kişinin çoktan evlenmiş ve çocuğunu yapıp evi ve arabayı halletmiş olması uygun görülür. Bütün bu beklentileri görmezden gelmek fazlasıyla zordur çünkü toplum dört bir yandan saldırır. Asla ve asla kimse hayatları boyunca bir kere bile olsa bu beklentilere şahit olmadan gitmez dünyadan.
Bir gün 6 yaşlarında bir çocuk sürekli olarak asla durmayan zamanın akışı ile birlikte bir nehirden aşağı doğru sürüklenmekte bulur kendini. Nehir fazlasıyla yoğun ve şiddetli bir şekilde akmakta ve çocuğun vücudunu sürekli olarak sarsmaktadır. Ancak bu nehirde sadece kendisi yoktur. Etrafına baktığı zaman kendi yaşlarında onlarca çocuğun nehirden aşağı onunla aynı hızda gitmekte olduğunu görür. Kendisi insan sürüsünün en arkasındadır. Bu sürüklenme esnasında nehirin ara sıra üçe, dörde, beşe, altıya, yirmiye, otuza, elliye ve hatta bin tane farklı yola ayrıldığına şahit olur. Ancak nedense insanların hepsi beraber en önde baş çeken yaşlı amca ve teyzeler hangi yola girerse o yolun peşinden gitmek için kulaç atmaya çalışmaktadırlar. E ne yapsın o da tabii ki ortama uyum sağlar. Böylelikle yıllar geçer ve çocuk sürünün ortalarına kadar gelir. Çevresinde olan çocuklar da büyümüştür artık.
Bir gün sürü nehirde sürüklenmeye devam ederken boyu epey uzun bir adam gelir ve ileride bir ayrım olduğunu gördüğünü söyler. Ayrımı herkes görür ve uzun boylu adam ayrımın ötesinde akmaya devam eden nehrin her detayını göremese de suyunun altın gibi parladığını ve şu an yüzdükleri suyun aksine daha sakin göründüğünü söyler. Bunu duyan insanlar ayrımın ötesinde olan altın parlaklığında ki suyu görmeye çalışırlar ancak kimse göremez. Ana karakterimiz uzun boylu adama ona da ayrımın ötesini göstermesi için yalvarır. Yıllarca nehirde sürüklenmek ve oradan oraya çarpmaktan bıkmıştır çünkü. Uzun boylu adam sırtına çıkmasını söyler ve gösterir. İşte oradadır. Yıllar sonra ilk kez içinde bulunduğu nehrin oradan oraya çarpmasından kurtulabileceği bir yol karşısında duruyordu.
O sırada sürünün en ilerisinde yüzmeye devam eden yaşlılar ise bu daha iyi olma olasılığı olan yolu görmeyip başka bir ayrıma saparlar. Yaşlandıkları için gözleri görmemekte olan bu yaşlılar daha iyi bir nehri es geçip gidiyorlardı. İkili bu durumun farkına varırlar ve suya atlayıp sürüden uzaklaşarak diğer ayrıma doğru gitmeye başlarlar. Sürüden bazı insanlar da onların peşinden yüzmeye kalkarlar fakat sürünün özellikle ön taraflarından insanlar arasında bağırış çağırışlar kopmaya başlar. Gitmeyen herkes kaçan grubun arkasından bağırarak yapmamalarını ve geri dönmelerini, bu yolun önde bulunan bilge yaşlılar tarafından seçildiğini ve doğru yol olduğunu söylerler. Kaçan gruptan çoğu kişi bunun üzerine sürüye geri döner ve ikili başbaşa kalır. O sırada uzun boylu adam duraksar ve geride kalan sürüye bakarak aralarında tanıdığı insanları görür. Çoğu onunla yıllarını paylaşmış ve nehirde sürüklenirken edindiği bilgileri ona vermiş insanlardır. Bazıları ise onun dostu ve bazıları da sevgilisi olmuş kişilerdir. Tüm bunları bırakamayacağını düşünen uzun adam sürüye doğru geri yüzmeye başlar. Sürünün diğer ayrıma girdiğini gördüğü tek kişi ise bizim ana karakterimizdir. Bir daha ondan haber alınamaz. Taa ki...
Şimdi size soruyorum. Ana karakterimiz bir risk aldı, güzel görünse de ne olduğunu bilmediği bir nehir ayrımına tek başına girdi. Sürüden onu uzun bir süre boyunca kimse görmedi ve sonunda tekrar onunla karşılaştığı zaman sizce sürünün yani metaforik olarak toplumun ona karşı bakış açısı ve tepkisi ne oldu?
Toplumlar risk alan, farklı yoldan giden, onların kurallarına ve beklentilerine karşılık vermeyen insanlara karşı olabildiğince sert davranır. Onların içlerinde olan ateş gibi akan kanı söndürmeye ve kalplerinin çarpmasında olan gücü zayıflatmaya çalışır. Ve en kötüsü bunu her zaman bariz bir şekilde sopa göstererek yapmaz. Bazı toplumlarda modern ve yenilikçi bir imaj vermek hedeflenerek farklı yollar üreten ve normlara uymayan insan tiplerinin varlıkları değer veriliyormuş ve bu insanların daha çok çoğalması cesaretlendiriliyormuş gibi gösterilir ancak bu gerçekten çok uzaktır. İnsanlar kendi yapamadıklarını yapabilen insanı çekemez ve çok az insan böyle insanlardan gerçekten gurur duyacak kadar alçakgönüllü olmayı başarabilir. Üstelik bu toplumun farklı yollar çizen insanların yaptıkları eylemlerin daha başındayken verdiği tepkidir. Asıl ikiyüzlülük birey kendi yolunu çizdikten sonra ortaya çıkan sonuçlar ile birlikte meydana gelir.
Eğer ki kişi her şeye rağmen toplumdan koparak bir yol izleyip bu yolun sonunda herhangi bir zafer kazanırsa, herhangi bir kazanç sağlarsa ve bu yolu seçmeyen insanlardan bir üstünlük elde ederse düne kadar bu yolun yanlış olduğunu dikte eden toplum o kişiye ne kadar cesaretli, ne kadar akıllı, ne kadar çalışkan olduğunu söylemeye başlar. Sanki kısa süre önce akıl verme bahanesi altında her türlü cesaret kırıcı negatif olasılık toplum tarafından bireyin gözüne sokulmamış gibi aferinler havada uçuşur. Hiç kimsenin aklına haksız olduğunu belirtmek gelmez.
Öte yandan kişi her şeye rağmen toplumdan koparak bir yol izleyip bu yolun sonunda herhangi bir yenilgi yaşarsa, herhangi bir kayıpla ayrılırsa ve bu yolu seçmeyen insanların aşağısına düşerse dün bu yolun yanlış olduğunu dikte eden toplum o kişiye ne kadar beceriksiz, ne kadar aptal, ne kadar cahil olduğunu söylemeye başlar. Sanki bu eleştirenler hayatlarında aykırı herhangi bir yol izlemiş gibi ben sana söylemiştimler havada uçuşur. Hiç kimsenin aklına ''ben bu yolun başlangıcını dahi başarabilir miydim?'' diye düşünmek gelmez.
Ve en önemlisi şudur: Bu iki senaryoda söz konusu olan yol veya plan aynı yol veya plan olabilir. Sadece ikinci senaryoda bir şeyler eksik gitmiştir belki. Belki bu yolu izleyen kişinin gücü ve kontrolü dahilinde olmadığı bir olay yüzünden planları suya düştü ve bir süre geri çekilip tekrar deneyecek.
Toplum bu detayları düşünecek zekaya sahip değildir. Sadece yargılar ve uyum sağlar. Asla hatasını kabul etmez ve içinde bulundurduğu insanları sığ ve sıradan tutmak için elinden geleni yapar. Başka insanların yukarıya çıkması onun için bir ölüm gibidir fakat zaten ayrı yol izleyip başarıya ulaşan bir insan ile kavga etmenin manası yoktur. Çünkü toplum aptal görünmeyi de istemez. Geri kafalı olsa da öyle olduğunu kabul etmez. Yenilikçi bir fikir yaygınlaştıysa hemen ona uyum sağlar ve düne kadar gerici olanlar bugün yenilikçi olur. Kimin sesi çok çıkıyorsa tahtta o oturur.
Kısacası toplum kendi kendisi dahil her şeyi manipüle etmeye çalışır. İnsanların kendisinden daha iyi olma olasılığı bile onu korkutur ve bu yüzden farklı bir yol bulan kişi sert veya yumuşak fark etmez bir şekilde yolundan geri döndürülmeye çalışılır. Eğer ki bu kişi devam edip başarısız olursa toplum yere düşmüş olanı tekmeleyerek kendisini daha iyi hissetme fırsatını kazanır ve bu başarısızlık örneğini diğer kutunun dışında düşünen insanları tekrar kutuya sokmak için kullanır. Şayet kişi başarılı olursa cahil görünme korkusu ile önceden bu kişiye engel olmaya ve korkutmaya çalıştığını tamamen kenara atar. Tam tersine bir davranış sergilemeye başlayarak başarılı olan kişiyi yenilikçi düşünceleri için kutlar ve herkese bahseder. Bu da toplumun içten içe hissettiği cahillik hissiyatını üzerinden atmasını sağlar. Yeni yolu bulan kişi toplumun ondan daha az bildiğini ve daha dar baktığını başarısı ile kanıtlamıştır. Ancak toplum bunu yok sayar ve olmamış gibi tebriklere boğar kişiyi. Alkış sesleri arasında kimse bir şeye odaklanamaz ve bu sevgi karşısında zamanında toplumdan çeken fakat şimdi başarıyı kazanmış kişi bile yaşadıklarını unutur. Unutmasa ve toplumun yüzüne ona zamanında ne kadar kötü davrandığını bağırsa da toplum için fark etmez. O zaman da kişiye kendini beğenmiş ve kaba olduğu lakapları takılır ve bir daha yüzüne bakılmaz olur biter. Hiçbir senaryoda toplum kendisine laf getirmiyor. Kendi içinde dogmatiklik kazanmış dini sistemleri andıran garip bir organizma ortaya çıkmış insanların sosyal hayvan olmalarının bir sonucu olarak.
Sanırım mesajı anlamışsınızdır. E tabi hikayenin de bir bitişi olmalı sanırım değil mi? Fakat bu yazının anlam ve önemi için hikayenin de bir tane değil iki tane bitişi olması gerekli tabii ki.
Taa ki sürünün içinde bulunduğu ayrım uzun süredir çok uzaklardan ilerlediği görülen bir nehir ayrımı ile yakınlaşana kadar. Bu nehir kıpkırmızı ve insanın derisini uzaktan bile yakacak kadar sıcak bir lav nehridir. Sürüdeki herkes o nehirde olmadığı için bir oh çeker ve gözleri lavların parlaklığına alıştıktan sonra bu nehirde olan ve çırpınan korkunç görünümlü bir adam görürler. Adam acı ile bağırmaya çalışsa da bağıramaz, kolları hareket etmez, ağzını bile kıpırdatamayacak haldedir fakat hala hayattadır. Nehirden çıkış sadece en önlere kadar gitmek olduğu için ne kadar acı çekse de hala yaşıyordur. İnsanlar bu kişinin kim olduğunu anlamaya çalışırlarken heybetli ve uzun bir adam onu tanıdığını söyler ve hikayesini anlatır. İnsanların bazıları adamın hikayesini hatırlar ve sürüde lav nehrinin içinde olan bu adamın ne kadar aptal olduğu, söz dinleseydi bu hale gelmeyeceği, sürünün ne kadar güvenli olduğu ve yaşlıların liderliğinin önemi konuşulmaya başlanır. Sonunda nehirler tekrar birbirinden uzaklaşırlar ve adamı bir daha kimse görmez.
Veyaaaaaaaa...
Taa ki sürünün içinde bulunduğu ayrım uzun süredir çok uzaklardan ilerlediği görülen bir nehir ayrımı ile yakınlaşana kadar. Bu nehir kıpkırmızı ve insanın derisini uzaktan bile serinletecek kadar saf bir şarap nehridir. Sürüdeki herkes o nehirde olmak istediği için bir of çeker ve gözleri şarapın parlaklığına alıştıktan sonra bu nehirde olan ve sırt üstü yüzen genç görünümlü bir adam görürler. Adam neşe ile bağırır, el sallar ve hiç durmadan şarap içer. Nehirden çıkış sadece en önlere kadar gitmek olduğu için zevküsefa içinde yaşayacağı uzun bir ömrü vardır. İnsanlar bu kişinin kim olduğunu anlamaya çalışırlarken heybetli ve uzun bir adam onu tanıdığını söyler ve hikayesini anlatır. İnsanların bazıları adamın hikayesini hatırlar ve sürüde şarap nehrinin içinde olan bu adamın ne kadar akıllı olduğu, güzel bir yolu seçtiği, onun sürüdeki diğer kişilerden özel olduğu ve sürünün önünden giden yaşlılar gibi kendi yolumuzu seçmenin önemi konuşulmaya başlanır. Sonunda nehirler tekrar birbirinden uzaklaşırlar ve adamı bir daha kimse görmez.