25 Ekim 2023 Çarşamba

Fikirler Dünyayı Döndürür

Çevrenize, bulunduğunuz yere bakın.

Etrafınızda gördüğünüz teknolojik aletlere, yaşadığınız sisteme, ailenizin şekline, ve size öğretilmiş olan bilgilere. Genel olarak soyut somut fark etmez her şeyi şöyle bir gözden geçirin. 

Etrafınızda insan elinin değmiş olduğu her şeyin altında bir fikir vardır. İlk başta öyle görünmeyebilir ancak her şey ama her şeyin altında bir fikir yatıyor. 

Bütün hayatımız adını görsek dönüp bakmayacağımız insanların akıllarına düşen fikir parçalarının büyümesi ve ortaya bir ürün çıkarmaları ile şekillenmiştir.

Gerçekten ilk düşüncede aklımıza bile gelmeyen ancak yıllardır yaptığımız alışkanlıkların altında da zamanında sadece bir fikir vardı, bütün hayatımızın devasa bir kısmını etiketleyen sistemlerin de altında bir fikir vardı. 

Hadi bu fikirlerin öncülerini biraz yad edelim ve çevremizdeki hayatı şekillendiren şeylerin daha bebekliklerine yani fikir oldukları hallerde hangi beyinlere düştüğünü öğrenelim. 

1- Karl Marx Komunizm fikrini ortaya atan kişi olarak ikonik sakalları ile heryerde tanınsa ve Das Kapital ile ünlü olsa da dünyayı daha bile çok etkilediği kanaatinde olduğum Kapitalizmin fikir babasının Adam Smith diye İskoçyalı bir filozof ve ekonomist olduğunu biliyor muydunuz? Bu kişi 1776 yılında yazdığı "Yaratılışın Sorgulanması ve Ulusların Zenginliğinin Nedenleri" isimli kitap ile ilk kez Kapitalizmin kapılarını aramıştır ve bu Kapitalizm şu an parayı kullanma şeklinizin tamamını şekillendirmiştir.

2- Milattan önce 500 yıl civarı bir süre önce Antik Yunan'da refahın zirve yapması ile insanların ihtiyaçlarının giderilmesinden dolayı yüzlerce değerli fikir ortaya çıkmıştır ve bunun sonucu olarak değişimler yaşanmıştır. Bunlardan birisi de şu an en iyi yönetim şekli olarak görülen Demokrasi'dir. Modern Demokrasi'nin ilk uygulamasını da tarihçiler arasında "Demokrası'nin Babası" olarak bilinen Cleisthenes' dir. Cleisthenes Antik Yunanistan'da asillerin gücünü azaltarak halkın gücünü yükseltmiş ve en önemlisi ilk Demokratik yönetimin temelini atmıştır.

3- Sigmund Freud 1893 yılında ilk kez ''bilinçaltı'' terimini ortaya atarak insanların neden yapmak istemedikleri şeyleri yaptıklarını açıklamaya çalışmıştır. Bu terimin ortaya atılması ile kişilerin bilinçleri dışında yaptıkları şeylerin ve neyi neden yaptıklarının keşfedilmek istenmesine ve bu fikirden önce psikolojik hastalıklara sahip insanların görünmez bir sebepten ötürü veya lanetlendikleri için akıllarını kaçırdıklarına dair olan düşüncelerin çöpe atılmasına ve gerçekten bu kişilerin hastalıklarının çözülmeye başlanmasına sebep olmuştur. Sadece bir tane fikir insanların düşünüldüğü kadar basit varlıklar olmadıkları gerçeğini reddedilemez bir şekilde ortaya koymuştur.

4- Felsefe derslerinde sürekli olarak gördüğümüz fakat tam olarak kavrayamadığımız Alman Filozof Immanuel Kant 1781 yılında çıkardığı ''Pratik Aklın Eleştirisi'' kitabı ile modern felsefeyi kurmuştur ve abartısız bir şekilde söylenebilir ki bu tarihten sonra gelen bütün düşünce şekil ve sistemlerinin yaratılmasında katkıda bulunmuştur. İlk hali 850 sayfa civarı bir şeydir. Bu 850 sayfa içerisinde Kant bütün filozofların dünyaya bakış açılarının farklı olması gerektiğini göstererek burada özetleme ve tam olarak anlama yeteneğine henüz sahip olmadığım kadar derin ve bambaşka bir bakış açısı sunar. Sadece bir kişi, bir eleştiri, bir fikir ve o tarihten beri gelen her filozofu etkileyen 850 sayfa.

5- 1928 yılında Alexander Fleming çıktığı tatilden döndükten sonra laboratuvarında unuttuğu adı gereksiz derecede uzun bir bakterinin etrafının ''penicillium'' adlı bir küf tarafından çevrelendiğinin ve bu durumun bakterinin büyümesini engellediğini gördü. Başka bir insan belki bunu fark bile etmeden hayatına devam edebilirdi. Ancak Fleming bu durumu araştırdı ve bunun ardından seri üretime geçene kadar sürecek 20 yıllık bir macera başladı. Alexander Fleming gördüğü bakterinin sonrasında aklına düşen bir fikrin dünyaya bir ürün vermesini sağlayarak antibiyotik çağını başlattı ve kağıt kesiğinden bile ölecek kadar zayıf olan vücudumuza bu silahı verdi ve tahminlere göre türünün ilk örneği olan penisilin tek başına 200 milyondan fazla insanı ölümden kurtardı.

6- Vincent de Gournay 1745 yılında Fransa'da ticaret bakanlığı yaptığı sırada Bürokrasi fikrini ortaya attı ve 1921 yılında Alman Sosyolojist Max Weber modernleştirdiği Bürokrasi sistemini dünyaya sundu. Sonuç ne mi oldu? Bütün bürokrasi sistemi devletin kendi içerisinde bölümlere ve bu bölümler kendi içlerinde alt bölümlere ve bu bölümler de yine kendi içlerine farklı bölümlere ayrılarak işlerin daha da bölünmesine ve şu bakanlığı bu başkanlığı şu müdürlüğü bu şubesi gibi gibi isimler ile sizin devlet ile işlerinizin hepsinin nasıl yaptığınızı etkiledi. Dalge geçiyorum tabii ki bu sistem birey ile devlet arasında olabilecek şimdiye kadar görülmüş en düzenli sistemi getirdi. Bürokrasi ile iş bölümler, otoriteler, kurallar, faaliyetlerin dosyalanması ve kayıt edilmesi gibi sistemler yerine oturdu ve normal bir hayat yaşayan herkesi etkiledi. Üstelik Vincent de Gournay'in halkını giderek daha çok yasalara boğan Fransa'yı eleştirmek için bu terimi oluşturduğunu söyleyenler de var. Zira Bürokrasi'nin kelime anlamı Fransızca'da ''Büroların İktidarı'' veya ''Masaların İktidarı'' anlamına geliyor. Bir eleştiri veya espiri olarak ortaya çıkan bir kelimenin hayatımızı böylesine etkilemiş olabileceğini düşünmek garip gerçekten.

7 - Ve son olarak fikrini kimin attığı bilinmese de hepimizin bildiği bir fikir var ortada: Para. Milattan önce 7. yüzyılda Lidyalı Kral Gigges döneminde ve bugünlerde ülkemizin Manisa ilinde ufak bir kasabanın yakınlarında kalan zamanında Lidya'ya başkentlik yapmış olan Sardes şehrinde altın, gümüş, nikel ve bunun gibi madenlerin karışımı ile ortaya çıkmıştır ilk paralar. Peki neden buna bir fikir gözüyle bakıyorum? Çünkü bu da o zamanlar yaşayan birisi tarafından düşünüldü ve ortaya çıkan sonuç bu oldu. Takas sistemi bitti ve Anadolu'dan bütün dünyaya yayılarak yüzyıllar sonra cebimize giren aslında değer teşkil etmese de üzerine kitaplar yazılıp sistemler kurulan bu değer değiş tokuş aracı ortaya çıkmış oldu.

Burada bunları yazmamın dışında aslında insan yapımı olan her şey ama her şey bir zamanlar yeni döllenmiş bir yumurta gibi hareketsiz, etkisiz ancak görünüşünden çok daha farklı şeylere evrilebilecek potansiyele sahip bir düşünceydi. Kişinin beynine düşmüş bir fikirdi ve insanların o fikirleri besleyip üzerlerine gitmesinden dolayı bütün hayatımıza işlemiş bir ürün olarak tecelli etmiş oldu. 

İçinde bulunduğunuz odayı aydınlatan lambadan kapattığınız kapıya kadar oturduğunuz koltuktan baktığınız kağıt veya ekrana kadar her şey bir zamanlar fikirdi. Bu yüzden fikirler dünyayı döndürür. Umalım da bir fikir gelmesin de dünyayı sonsuza kadar durdurmasın. Veya durdursun. İzlemesi eğlenceli olur.









Gün 24 Saat

Ortalama bir uyku süresinin 8 saat olduğu düşünüldüğü zaman 75 yaşına gelmiş olan birisi hayatının 25 yılını, yani 9125 gününü uyuyarak geçirmiş olacakmış. Matematiğim iyi değil tabii ki buna internetten baktım.

Ben enerjisi çok yüksek olan biri değilim. Genelde dalgalı halde gidiyor. Bir aşağı bir yukarı bir saat enerjik diğer saat uykuluyum genelde. 

Özellikle iş hayatına atıldıktan sonra gelen stres ve yorgunluk ile daha enerji düşüklüğüne kaydı tabii ki ancak genel bakılınca orta halli gidiyorum enerji departmanında. 

Bununla birlikte tanıdığım ve tanıştığım insanlara bakıyorum da, yahu bu insanlar neden bu kadar hareketsiz?

Herkes sürekli bir şeyleri yarına ertelemede ve sürekli sonraya bırakmada, bir günün içine mümkün olduğu kadar az şey sıkıştırma yarışında resmen.

İnsan vücudu çok zor şartlara katlanabilir. Yorgunluk, uykusuzluk, stres vs. Ama görünüşe göre modern hayatın rahatlığı ve kolaylığı herkesi yavaşlatmış artık.

Yavaş yaşamak normal olmuş. 

Sürekli koşturalım demiyorum, tam tersine. İşlerimizi ve görüşmelerimizi hemen yapalım ki asıl istediğimiz şeyleri yapacak vaktimiz kalsın geriye. 

Sanki insanlığın büyük kısmının yediği önünde yemediği arkasında değilmiş gibi aktif yaşamayı unuttuk. 

Ve bu şekilde yaşamaya alışmış insanlar ileride geçmişe dönüp baktıklarında genel olarak hayatlarının onlarca anı ile donatılması yerine 2 saat fazladan uyku için kenara itildiğini görecekler. Ancak vakit çoktan geçmiş olacak. 




Süreç Kimsenin Umurunda değil

Herkes bir işin peşinde. Bir amacın, bir niyetin bir sonucu kovalıyoruz hepimiz. Kimisi varını yoğunu ortaya koyuyor kimisi ise daha yavaş bir şekilde ilerliyor hedeflerine. Kimisi ise ilerlemiyor. Kafalarında yaşıyorlar hedeflerini.

Fakat herkes fark etmese de enerjisini bir şeylere harcıyor. 

Herkesin elde etmek istediği hissiyat da farklı. Kimi insan başarıları için sevilmek, kimisi ünlü olmak, kimisi güç kazanmak ve kimisi sadece başka insanların onun düşüncelerini bilmesini ister. 

Ve bu kişilerin hepsi de hedeflediklerini başarma yolundayken yaşadıklarını, ne zorluklarla bir şeyleri yaptıklarını ve bu süreç boyunca neler öğrenip kendilerinde neler değiştiğini öğrenmek ister. 

Fakat gerçek şu ki bu süreç kimsenin umrunda değildir. Sıradan bir insan, bu kendi arkadaşlarınız ve aileniz de olmak üzere neyin nasıl yapıldığına değil, nereye varıldığına bakar. 

Çoğu dinliyormuş gibi yapar, siz konuştukça başlarını otomatik olarak sallarlar ve rol yapma yeteneklerine göre size belki iyi de hissettirirler. 

Kimisi hiç uğraşmaz, dinler ve sonunda tebrik edip geçer. 5 dakika kadar sonra ise dediklerinizi çoktan unutmuştur. 

Bazıları ise sadece tahammül eder. Bahsettiğiniz şeye karşı hiç ilgi hissetmez fakat sizden başka özelliklerinizden dolayı hoşlanıyordur. Dinlemek zorunda hissediyordur. 

Ancak yine de sizin yaşadığınız bu süreçler daima sadece sizin için önemlidir. Başkası da kendi süreçlerini değerlendirir ve düşünür. 

Ne yaparsanız yapın sadece kendi tatmininiz için yapmalısınız. Başka birisine anlattığınız zaman hissedeceğiniz herhangi bir hissiyat asla sizin içinizden gelecek tatmin hissinin yerine geçemez. Yanına bile yaklaşamaz. Çünkü insanlar sadece sonuçlara odaklanırken yaşayan kişiyi asıl değiştiren şeyler süreçlerdir. 

Ve en önemlisi süreçler kalıcıdır. Bir hedefe doğru giderken olan değişiminiz yıllarca sizinle kalacaktır. Fakat varılan bir sonuç, dışa bağlı olarak hissedilen bir hissiyat ve materyal herhangi bir kazanç geçicidir.

O yüzden bir şeyi yapmak istiyorsak bunu kendimiz istediğimiz irade ettiğimiz için yapmalıyız. Çünkü hedefe doğru giderken yaşadığımız süreç kimsenin umrunda olmayacak. 

24 Ekim 2023 Salı

Evladın Kıymetliyse Gurbete Gönder

Her gelen yeni nesilde ailelerin çocuklarını giderek daha fazla korumaya çalıştığını ve çocukların canlarının azıcık bile yanmaması için ellerinden geleni yaptıklarını fark ettiniz mi?

Hatta düzeltiyorum, nesiller değil söz konusu olan süre. Artık bir iki yıl önce doğan bir çocuk ile yeni doğan bir çocuğun yaşayacağı zorluklar bile çok çok farklı olabiliyor.

Burada ailenin içinde bulunduğu şartlardan kaynaklanan zorluklardan bahsetmiyorum. En mükemmel aileye sahip olan çocuk bile çocukluğunu bir hasar almadan geçirmiyor zaten. 

Bahsettiğim şey çocuklar giderek daha çok el bebek gül bebek büyütülüyor. 

Artık çocukların yaptıkları yanlışların sonucunda her seferinde aile koşup çocuğun elinden tutuyor. 

Burada "her seferinde" kısmının altını çiziyorum. 

Artık çocukların bütün isteklerine karşı her seferinde aile koşup çocuğa istediği şeyi alıyor. 

Burada yine "her seferinde" kısmının altını çiziyorumç

Ve en önemlisi bütün bunları yaparken çocuk hiç bir şey yapmak zorunda kalmıyor. Arkasına yaslanıp derslerine çalışıp istediği şeylerin önüne gelmesini ve istemediği şeylerin önünden götürülmesini bekliyor. 

Peki size sormalı, gerçek hayat böyle mi işliyor?

Gerçekten hayatımızın her anında bir tek şeyi yapıp geri kalan her şeyin bizim için başkaları tarafından yapılması mıdır hayat? 

Anne ve babalar artık ilgi göstermenin ve desteklemenin dozunu tutturamıyorlar. Resmen ya aşırı ilgi gösteren ve çocukların programlarını ağzına kadar doldurup her türlü kurstan kursa gönderen ekstra hırslı ebeveynler ile tamamiyle umursamaz davranıp ancak çok ileri yaşlara gelip pişman olan ebeveyn tipleri arasında sıkışıp kalmış durumda çocuklar. 

Halbuki bu neden böyle olmak zorunda ki? 

Biz insanlar iki boyutlu varlıklar değiliz. Her şey o kadar kolay işlemiyor.

Gerçek şu ki çocuklara yeri geldiği zaman çocuk olduğu hatırlatılıp yeri geldiği zaman ise bir yetişkin gibi davranılması o çocuğu zaten büyüdüğü zamana kadar kendi sınırlarını ve neyi yapıp neyi yapma yeteneği olmadığını öğretecektir. Bu da ebeveynlerin çocuklara bir zarar gelmesi korkusunu azaltır (o korkunun bitmesi imkansız farkındayım). Çünkü çocuk neyden zarar göreceğini zaten öğrendi yıllar boyunca. 

Ancak iş kökte başlamalı. Çocuk bir problemle karşılaşınca hemen ailesine koşmayıp önce kendi kendisine çözmeyi çalışması gerektiğini bilmeli. Eğer hala elinden bir şey gelmiyorsa sağlıklı bir birey gibi yardım da isteyebilmeli. 

Hayatta kullanacağı yeteneklerin gelişmesinin önünün kapanmasının önde gelen sebeplerinden biri anne ve babaların bu dengeyi bir türlü tutturulamamasıdır günümüzde. 

Ancak demin bahsettiğim gibi çocuk en başından bir birey olarak büyürse, sonunda genç yaşlarda (14-15 yaşlarından bahsediyorum) yaşıtlarının aksine neleri başarabileceğini ve nerede durması gerektiğinin de farkına varabilir. 

İşte bu noktada çok kritik bir döneme girilir. 

Çocuk hayata dair önemli sınavlarından birine başlamak zorundadır. Ailesinden uzakta ilk deneyimini yaşamalıdır çocuk. Bu onun için geçmek zorunda olduğu bir süreçtir ve ailesi ile olan bağlantının süreç boyunca kuvvetli olması gerekmektedir. Böylelikle uzaklaşmış olan çocuk kendisini yanlız hissetmez. Çok yakın da hissetmez fakat her şekilde kendi ayaklarının üzerinde durmak zorundadır. 

Bu gurbet dediğim her zaman uzak mesafeler olmak zorunda değil bu arada. Ama anne ve babanın çocuğun istediği anda göremeyeceği kadar uzakta olması idealdir. 

Bu sürekli olarak kendi başının çaresine bakma hali çocuğun gelişimini havalara uçuracaktır. Gerçek dünya ile tanıştığı için gerekli bir değişime girecektir. Bu değişim onun ufkunu açacak ve çevresinde oluşmuş olan konfor alanını yok edecektir. 

El bebek gül bebek büyütülmek ise kişiye hiç bir şey kazandırmamayı geçin kişiden fazlasıyla özellik ve yetenek alır. Çocuğun gelişime en çok açık olduğu dönemde yaşanılan tecrübe sayısını azaltıp çocuğun fırıl fırıl çalışan beynine deyim yerindeyse hammade aktarımını kesen ebeveynler çok sıkı ve korumacı iyi ebeveynler olduklarını sanarlar. 

Aslında birini korumanın veya yardım etmenin yeri geldiği zaman o kişiye yardım etmeyi keserek kendi mücadelesi ile kendisinin yüzleşmesine zorlamak olduğunu bilmeliler. Çünkü yardım alamayan kişi kendisini sıkarak problemini kendi başına çözmeyi öğrenir ve hayatı boyunca o problem çözme yetisi yanında kalır. 

Çocuğunu gurbete göndermek de bunun gibi bir şey işte. Bir süre yardım ve desteği keserek ona bir daha asla yardım ve desteğe muhtaç olmamayı öğretiyorsunuz. En azından bunun başlangıcını atıyorsunuz. 

Daha ne olsun? 








23 Ekim 2023 Pazartesi

Kutsalım Yoktur

Nasıl başlasam bilemedim gerçekten.

Hayatta sürekli eleştirilemez, yorumlanamaz, net bir şekilde gerçek olduğu kabullenilmek zorunda olunan gerçekler var her yerde. 

Bu gerçeklerin altı asla kurcalanamaz, farklı yerlerden bakılamaz ve üzerine düşünülmesi halinde hemen bir damga basılır kişinin üzerine. 

Sen hainsin, sen dinsizsin, sen ahlaksızsın gibi cümleler havada uçuşur ve ok gibi kişiye saplanır.

Bunlar palavradan ibarettir. 

İnançlar ve öğretilerine bağlılığı aşırıya götürmüş ve o inançların içerisinde artık bir şeye inandıkları için yeni bir şey düşünmeden hayatlarını geçirebilme özgürlüğüne sahip olmuş olduğuna kendini inandırmış insanların cahillik akan sözleridir.

Ve değerleri yoktur. 

Kutsal derken bunu kastediyorum yani. Sorgulanamaz, asla yapılamaz denilen her şey bir kişi için kutsaldır. 

Ve benim kutsalım yoktur. Her şey ama her şey sorgulanıp daha iyi hale getirilebilir veya yanlış olduğu tescillenebilir. 

Bu kutsallar bireylerin özgür düşünmesini engeller. Düşüncesini körükleyen ve merak veren fikirleri sorgulaması yasaklanır. 

Özgür düşünmeyen bireyler nereye çekersen oraya gider. Bariz bir şekilde yanlış olan şeyler yalanlanamaz çünkü o düşüncenin kutsal olduğuna bu sığ düşünen insan topluluğu inanmıştır bir kere.

Yalanlanması gereken şeyler yalanlanmazsa toplumun ve bireylerin hayatlarını referans alıp idame ettirdikleri yaşamlarının kalitesi yerden yere vurulur. İnsanlar kendi düşüncelerini kazanamadıkları için olmadıkları kişiler olmaya yani rol yapmaya başlarlar.

Sonuç olarak hem genel hayat kalitesi yanlış olan şeylerin kabulü ile düşer hem de sürekli farkında bile olmadan rol yapan bireylerin mutluluk seviyesi dibe çöker. 

Mutluluğu olmayan bir birey düşünme yeteneğini geliştirememiş olması ile birlikte hayatı boyunca çevresi ve yaşadığı toplumun kutsalları tarafından şekillendirilir.

Kendisini birey sanar ancak o aslında sadece bir makinenin dişlisi olmuştur. Yapması gereken şeyler kutsallar çevresinde şekillenmiştir ve o bunun farkında bile değildir. Doğuştan bilinç seviyesi daha yüksek olan kişiler gerçek kişilik ve düşüncelerinin yerin dibine, artık asla erişilemeyecek kadar dibe gömülmüş olmalarının bilinçaltından gelen kötü hissiyatını ara sıra depresif ve amaçsız hissederek geçirir ancak büyük bir çoğunluğu nasıl bir hayat yaşadıklarını fark bile etmeden dünyada olan vadesini doldurup mezarı boylar. 

Sonuç olarak da döngüye takılmış mutsuz insanlar mutsuz toplumları oluşturur. Mutsuz toplumdan mutsuz ve öfkeli liderler çıkar. Dünya da hiç bitmeyen savaşlar döngüsüne devam eder. 

Bu yüzden kutsalım yoktur. Her şey eleştiriye açıktır. Her şey yorum yapılıp düzeltilmeye açıktır. Hiç bir şey aklın eleştirisinden kaçamaz. 

Kutsallar insanları hapishanelere tıkar. Zihinsel hapishanelere. Söz konusu kutsalın özünde hiç bir değeri olmasa bile yine de kişi buna saygı duyar. Hayatını bu kutsallara göre şekillendirir. 

Kutsal olan şey bir kültürel değer olabilir, bir dini yasak olabilir, toplumsal değeri yüksek bir lider olabilir, aile üyeleri olabilir.

Hepsi de elle tutulabilirdir ve özünde basit şeylerdir. Hepsi eleştiri ve objektif bakış açısının altında kalabilir. Kişi bu kutsala korkmadan bakabilirse özünde çoğu inanç sisteminin (sadece dini sistemler demiyorum) ne derece anlamsız olduğunu ve aslında bu sistemlerin altında ne kadar farklı hedeflerin olduğunu veya ne kadar saçmalıktan ibaret olduğunu keşfedebilir. 

Veya tam tersine eleştirdiği inanç sisteminin doğruluğundan tamamen emin olabilir. Bu da bir inanca kendini adamanın ona ihanet etmeyi göze almak olduğunu fark etmektir. 

Bu yüzden kutsalım yoktur. Hayat bize verilmiş bir lütuftur, bir beladır, bir lanettir ve bir cennettir. Hepsini birden içinde taşır. 

Ve genelde ömrümüz sorumluluklarla geçer. Hayatta kalma sorumluluğu ile. Hepimiz karnımızı doyurmak ve tehlikelerden korunmak zorundayız. Her gün farklı sebeplere büründürsek de özünde bunun için işe gidiyoruz.

Bunun üzerine kalan azıcık özgür zamanımızda yapabileceğimiz şeylerin zaten bu kadar az olmasına rağmen bir de kutsal olan şeyler mi bana engel koyacak?

Asla. 

O kutsalın doğru olduğuna ve uyulmasına saygı duyduğum zamana kadar o kutsalın üzerimde bir gücü falan yoktur. Uymayı seçersem de bu benim iradem iledir. Bir seçimdir. Zorlama değil. Çünkü kutsalda zorlama olmaz. Zorlamayı insan ve toplum kendi kafasında yaratır.

"Babadan gördük böyle devam edecek" düşüncesi bunu yaratır.

"Yapma yoksa günah olur" düşüncesi bunu yaratır.

"Onun dediğini yap baban/annen/deden o senin" düşüncesi bunu yaratır.

"O tarihimizde önemli bir kişi, eleştireyim deme" düşüncesi bunu yaratır.

Bütün bunlar kutsaldır. 

Ve benim kutsalım yoktur. 

22 Ekim 2023 Pazar

Ters Nostalji

Dünyanın en az düşünülmüş başlığını yazdım sanırım az önce.

Genelde bayağı bir irdelerim ne yazsam başlığa diye ancak bu "Nostalji" isimli az önce yazdığım yazının tersi olacağı için bu mantıklı geldi ne diyelim.

Genelde insanın stres altında kalmasının sonucu olarak kafasında romantize ederek oluşturduğu gerçeklikten uzak derecede güzel olan geçmişte yaşadığı tecrübelerin hafızasında yer etmiş haline dönmesi ve bu durumun kişinin farklı karakter özelliklerinin lensinden geçerek bu geçmişe özlemin, yani nostaljinin hayatlarımıza etkisinden bahsetmiştik.

Şimdi ise aynı stresin kişide nasıl farklı bir başa çıkma mekanizmasına sebep olabileceğinden bahsedeceğim. Adını kendim koydum ama illa buna ayrı bir isim vardır dışarıda bir yerlerde. 

Ters Nostalji. 

Normal nostalji insanın geçmişine tatlı bir özlem duymasına sebep olur.

Ancak stres altında olan insan geçmişe dönmek yerine tam tersine yani geleceğe dönerek yaşadığı stresle başa çıkmaya çalışabilir.

Stres altında olan yaş fark etmeksizin herkesin verebileceği bir tepkidir bu. 

Peki nasıl olur bu? 

Yaşanılan stres, problem, hüzüne karşılık gelecekte gerçekleşecek olan bir gerçekliği hayal etmek. 

Planlar yapmak. 

"Evet, bugün ben bu olayı yaşadım ve üzüldüm ancak yarın bu üzüntünün kaynağından intikamımı alacağım".

Veya "evet, bugün ben bu olayı yaşadım ve üzüldüm ancak yarın bu üzüntünün kaynağı gözümde önem teşkil etmeyecek kadar küçük olacak".

Veya, "evet, bugün ben bu olayı yaşadım ve üzüldüm ancak yarın bu üzüntünün kaynağı bir daha bana zarar veremeyecek".

Bu düşüncelerin hayal mi yoksa plan mı olduğu ise kişiye bağldır. Gücü elinde barındıran birisinin stres altında kalması durumunda kafasına koyduğı bir şeyi yapması daha olasıdır. Buna plan deriz. 

Ancak benim odaklandığım hayalperestlerde. 

Bu kişiler ya güç ya irade ya da başka herhangi bir şeyden dolayı düşündükleri şeyleri gerçekleştiremezler. 

Ancak "Bağımlılık Yapan Fikirler" yazımda da söylediğim gibi kafaya düşen fikirler ve hayaller kişi üzerinde bağımlılık etkisi yapar. 

Beynimiz hormonel olarak hayal ile gerçeği düşünme esnasında ayırt edemez. Siz bir hayalinizi anlattığınız zaman beyin gerçekten o hayal gerçekmişçesine mutluluk ve ödül hormonlarının üretilmesine emir verdiği için iyi hissediyorsunuz. Hayale sahip olmak da zevk verir ancak her hedef ve fikirlerinizden tutkuyla konuştuğunuz zaman ne kadar tatlı geliyor değil mi? Yorgunluğunuz diniyor ve en içedönük kişi bile durmadan konuşmaya başlıyor. 

Bu bilgiyi hatırlayarak bakarsak işin nasıl bir döngüye gidebileceğini görmüş oluruz. 

İnsan ters nostalji olarak stres sebeplerine karşı geçmişe dönmek yerine geleceğe, bir gün yaşanacak olan bir realiteye dalmayı tercih eder. 

Bu hayaller bazı kişilerde aşırılaşır ve odasından çıkmayıp yatakta intikam hayalleri kuran insanlar ortaya çıkar. 

Gelecekte sürekli bir gün, sürekli olarak beklenen bir zaman dilimi vardır ve bu zaman dilimi ulaşıldığı zaman strese sebep olan her şey yok olacaktır. 

"Hele bir o gün gelsin. Hele bir şu hayalim gerçekleşsin gör bak bir daha kimse beni üzebiliyor mu?" 

İşte maalesef bu durum da kişiyi şöyle bir döngüye sokuyor:

1- Kişi stres ile karşılaşır.
2- Kişi söz konusu stres faktörünün onu etkilemediği veya kişinin mutlu olduğu, istediği her şeyi gerçekleştirdiği bir hayal kurar. 
3- Kişi normal hayata döner ve hiç bir şey değişmez. 

İnaktivite devam eder ve fikir ve hayallerin bağımlılık yapıcı etkisi yüzünden kişi sürekli gelecekte yaşar. Anı tadamaz. 

Peki streslenip hem geçmişe özlem duyup hem de geleceğe karşı hayaller kurabilir miyiz yoksa sadece birini mi yapabiliyoruz? 

Bir insan aynı stres faktörüne karşı ikisini de yapabilir. Hatta bu iki başetme mekanizmasının arasında 30 saniyeden kısa bir süre bile olabilir. Beyin çok hızlı çalışan bir organ. 

Herneyse yine sabah ettik bir geceyi. Gözleriö ağrıyor artık yatma vakti.

Nostalji

Nostalji kadar iliklerime kadar hissettiğim ve bastırmayı hiç başaramadığım bir şey daha yok.

Zamanın elinizden sizin bütün çalışma azminize, kararlılığınıza, maddi durumunuz veya kim olduğunuza bakmaksızın tamamen kendi hızında ilerlemesi ve geride kalan bir tecrübenin bir daha asla ama asla yaşanamayacak olmasının farkındalığı. 

Bütün şartlar tamamiyle aynı konuma getirilse ve geçmişte olan tecrübenin birebir tekrarı yaşansa dahi fark etmez.

Yaşanan tecrübe geçmişte kalır ve fotoğraflarda, şarkılarda, kokularda ve beynimizde bulunan bir iki grup sinapsta kaydedilir.

Nostalji her insan için geçerlidir. Herkes geçmişini hatırlar. Çoğu "Ne güzel günlerdi ya" diyip geçer. 

Kimisi ise dertlenir ve özlem duyar. 

Eğer nostalji hissi burada kalırsa ve geçici bir süre dahilinde yaşanır geçerse sıkıntı yok. 

Ancak bazı şartlar insanı nostaljinin kötü yanına iter. 

Kötü yanı nasıl mı oluyor? 

Anlatayım. 

Genelde nostaljinin aşırıya kaçmasına sebep olan şey kişinin şu an yaşadığı hayattan kaçma isteği üzerine fiziksel olarak kaçamaması ve bunun yerine mental olarak kaçmaya çalışmasıdır.

Kişi geçmişe döner ve maalesef beyin geçmiş anıları düşünürken gerçekten kişiyi derinden etkileyen olaylar haricinde negatif anıları geçmişte hissettiği kadar negatif hissetmez. 

Yani geçmişte bir geziye gitmişsinizdir ve o gezide yaşadığınız 20 dakikalık çok güzel bir kısıma özlem duyarsınız ancak gezinin o kısmına gelene kadar belki de çekmiş olabileceğiniz sıkıntıları (ücret, ulaşım vs.) hatırlamazsınız. 

Çok acı vermiş olan olaylar ise çok başka ama o konuyu dağıtır şimdi. 

Herneyse. Bunun sonucu olarak kişi anılarını olduğundan fazla güzel görerek romantize etmeye başlar ve o an yaşadığı hayatta sürekli olarak stres altındaysa giderek daha fazla bir şekilde kendi kafasında, geçmiş hayatında yaşamaya başlar. 

İlla sürekli olarak geçmişi düşünmesine gerek yok. Geçmiş anıları aklına geldiği zaman derin bir üzüntü hissetmesi ve bunun her seferinde olduğunu düşünün. 

Şimdi burada bir detay daha eklenmeli. 

Kişinin karakteri tam bu noktada fazlasıyla büyük bir önem teşkil ediyor.

Mesela karakter yapısı daha melankolik veya duygusal olan bir insan geçmişe özlem duyup olur olmadık yerlerde düşündüğü için bazen sadece fotoğraflara bakarak gözyaşları dökebilir. 

Otoriter ve yine otoriter bir aile tarafından yetiştirilmiş birisi geçmiş anılarından çıkardığı dersleri başkalarına ve özellikle de çocuklarına empoze etmeye çalışabilir.

Veya bizzat hissettiğim bir his olarak hayatında kontrol ihtiyacı yüksek olan birisi geçmişini kaybetmemek için elinden geldiği kadar çok şeyi kaydetmeye çalışabilir. Bu çeşitli şekillerde olabilir. Bu blog mesela benim kendi zihnimin bu tarihlerde geçirdiği değişimin bir kayıt defteri niteliğinde. Gerçekten o yüzden başladım bu yazıları yazmaya. 

Ve gerçekten çözüm yolunu bulabilmiş değilim. 

Sürekli olarak geçmişi düşünmenin potansiyel bir avantajı ise sizi elinizde olan zamanı iyi değerlendirmeye itmesi. Bunu her nostaljik insanda görmedim ancak şahsımda fazlasıyla olan bir şey. 

Gün 24 saat. 24 saat içine sıradan insanın düşündüğünden çok daha fazla şey sığdırılabilir. 

Bu düşünce yapısı ile çalışan bir insan çok hareketli ve hiç bir şeyi umursamaz gibi oradan oraya koşturan birisi gibi görünür genelde. Ancak bu yüzden hareketler ve davranışlardan çok bu davranışların sebebine ve altımda yatan düşünce tarzına bakmak gerekir. 

Nostalji bir insanın en olur olmadık en alakasız davranışlarına bir sebep olabilir. Ancak bunlara gerçekten bakarak öğrenilebilir. Gerçekten bakmak ve gerçekten sorgulamak ile. 

Acaba sizin şu an nostaljiklikten dolayı yaptığınız bir davranış var mı? 


Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...