Benim ilgim de bayağı önce, 11-12 yaşlarındayken halamın kitaplarına öylesine bakarken bir kaç yıl önce hayatını kaybeden tarihçi Bernard Lewis'in "Alamut Kalesi" kitabının kapağında bağımlısı olduğum bir bilgisayar oyununun ana karakterinin resminin kullanıldığını fark edince başlamıştı.
O konudan sonra zamanla amaçlarından sapan "Tapınakçı" grubunu okuduğum şeylerin yarısını anlamadan araştırmaya başlamıştım. Dürüst olmak gerekirse okumamın tek sebebi oyunda geçen karakterlerin bazılarının gerçek olduğunu öğrendiğim zaman gelen şok etkisiydi.
Aradan yıllar geçti ve bu kişilerin yaptıkları şeyleri neden yaptığını anlamlandırmak ve nasıl değiştiklerini saptamakla uğraşırken günümüze kadar geldim. Şu an okuduklarımı hatırlayınca dikkat ediyorum da toplumun düzeni temel olarak aynı olsa bile o kadar çok şey değişmişti ki.
Sanırım gün ışıklarının görülmeye başladığı bu sabahın beş buçuğunda biraz çözümlemeye başlayabilirim.
Yüzyıllar önce sınırlar yoktu, insanlar hangi ülkenin sınırının tam olarak neresi olduğunu bilmiyordu. Ciddiyim, eğer bilinen yolların dışında dümdüz yürürseniz farklı bir ülkeye girebilirdiniz. Sınırlarda gezinen devriyeleri saymazsak vize falan da soran olmuyordu yani. Ha yakalanırsanız öldürülüyordunuz da o konu ayrı.
Ancak insanların güvenlik ve ait olma hissine ihtiyacı vardı. O yüzden tanımadığınız birisine o günlerde soracağınız ilk soru nereli olduğuydu. Hangi ülkeden olduğu yani.
Dünyayı ülkeler sarmıştı. Orta çağdan birinci dünya savaşı sıralarına kadar bu düzen böyle işledi. Ülke en önemlisiydi ve dünya içerisinde savaşlar, ticaretler, iletişimler yani genel olarak her türlü etkileşim ülkeler arasında olurdu.
Eğer güçlü olmayan bir ülkedenseniz siz de güçlü olarak görülmezdiniz. Kültür ve bilim seviyesi ile övünebilen bir ülkeden değilseniz genelde barbar veya aşağılık gözüyle bakılırdınız. Makro olan mikronun da bir aynası gibiydi.
Birinci dünya savaşı sonrası ise dengeler değişmeye başladı. Artık ülkeler varlıklarını sürdürseler de onlara yön veren farklı bir kavram yeterince güç toplamıştı.
İdeolojiler.
Milletler cemiyeti işi batırdığı için ikinci dünya savaşı ile dünya bir kere daha sarsılmışken daha insanlar nefes alamadan Amerika ve Rusya arasında savaş ihtimali ortaya çıkmıştı.
Ondan sonra önceden zaten var olan ideolojileri artan okuma yazma oranları ve propagandanın silah olarak kullanılması ile çok daha hızlı bir şekilde sahiplenmeye başladı insanlar.
O zamana kadar bu ideolojiler zaten vardı bakın altını çiziyorum ciddi anlamda. Ancak insanlar bu ideolojilerin varlığından haberdar bile değillerdi ki.
Özellikle radyonun ve televizyonun icatı ile artık köyde kahvehanede oturup tek bir ekranı izleyebilen insanlar bile bu ideolojileri alttan alttan anlamaya başlıyorlardı. Ki zaten savaşlara odaklanma mecburiyeti yüzünden eğitimin götürülemediği yerlerde yaşayan, kendi düşünceleri sığ olan saf insanlar, onlara söylenilen her şeye inanıp, biraz bilgili hissedip gurur duymaya da hazır durumdaydılar.
Bunlar ve daha pek çok sebebin etkisiyle farklı ideolojiler kendilerine bolca destekçi buldu. Ve önümüzdeki yıllar boyunca dünyayı ideolojiler yürüttü.
Kapitalizm
Komunizm
Populizm (anlamı aşırı derecede kaymış olsa da halk için halk düşüncesini benimsemeye çalışan, kolayca kötüye kullanılacak ideoloji)
Anarşizm
Radikalizm
Liberalizm
Marksizm
Konfesyonalizm (Laiklik olmayan devlet gibi)
Faşizm
Sovyetizm
Ekolojizm
Konservatizm (muhafazakarlık)
Sosyalizm
Ve daha bunlar gibi onlarca "izm" diye biten ideoloji.
İnsanlar araştırıp düşünmeye başladıkça kendi ideolojilerini de üretti ve ortaya çorbaya dönmüş bir dünya çıktı.
Fakat bu ideolojiler ülkelerin hareketlerini kontrol ederken çok önceden, yaklaşık 1600 yılı civarında Hollanda Doğu Hindistan Şirketi'ne Kraliçe Elizabeth'in desteği ile başlayan, ve ondan da önce 528 yılında kurulan Kongo Gumi isimli şirket gibilerinin (2006 yılına kadar tam 1428 yıl iş gören bir şirket bu) büyüme hızı katlanarak artıyordu. Şirketler bir konuda para kazandıkça para getirecek bir başka piyasaya el atıyor ve domino etkisi ile giderek güçleniyorlardı.
Neredeyse bakkaldan sakız alsanız bu şirketlerin cebine para gidecek seviyeye gelinmişti artık. İnsanlar ideolojilerle debelene dursun, bu zenginleşen kişiler sürekli olarak geleceği olduğunu düşündükleri konulara yatırım yapıyorlar ve biraz yükselmeye başlayan kişileri daha yükselemeden aşağı düşürüyorlardı.
Bana kalırsa 1930 yılında yani ideolojilerin hüküm sürmeye yeni yeni başladığı sıralarda özel şirketler de kendilerini çok belli etmeden işlerini yürütüyorlardı.
Ve şu an tam da o durumdayız, bir grup milyarder ülke ve ideolojileri her yere uzanan kollarıyla kontrol ediyorlar.
Merak etmeyin bunu insanlığın zenginlere köle olduğu tipik bir felaket senaryosuna veya komplo teorisine çevirmeyeceğim.
Çünkü bu düzende bir şey daha fark ettim.
Dikkat ettiniz mi düzen sürekli büyükten küçüğe doğru yavaş yavaş ilerliyor.
Yani önce ülkeler vardı, pek çok insanın ve grubun tek bir çatı altına gelerek meydana getirdiği toplumlar. Sonra ideolojiler çıktı, bir ülke içerisinde en çok takipçisi olanın yani deyim yerindeyse yakıtı insan olan bölünmüş, birbirlerinden çok farklı fikirler. Ondan sonra ise fazla zenginleşmiş insanlar.
Peki ya bundan sonra eninde sonunda gelecek olan düzen her insanın kendinden sorumlu olabileceği, kendi fikrini kontrol edebileceği, istediği düşüncelere sahip olup farklılıkları yüzünden yargılanmayacağı bir düzen olacaksa?
Bir an krallık sistemi tekrar gelir de düzen bir grup şirketten tek bir kişiye gelirse daha makrodan mikroya dönüş olmaz mı diye düşündüm ancak hem bu sistem zaten geldi geçti hem de şirketlerin yaptığı da bir bakıma o. Her birinin görevi farklı ülkelerin farklı kralları olmak.
O yüzden belki de ülkeden insana doğru olan yolculuğun en kritik safhalarından birisindeyizdir. Değişimden kaçmak imkansız ve her an hücreleri ölüp yenilenen insan vücudunun 7 yıl içerisinde tamamen değiştiğini düşünürsek bunun makro boyut aynasında yansıyan hali yavaş yavaş hücreleri yenilenen düzenin bir süre sonra tıpkı insan bedeni gibi tamamen değişecek olmasıdır.
Sanırım bunu yaşayarak görmekten başka çaremiz yok. Özellikle pandemi ile önümüzdeki süreç aşırı eğlenceli bir hız treni gibi olacak eminim.