11 Mayıs 2021 Salı

Bir Hayatın Değeri ve Bakış Açısı

Uzun süredir tanıdığım bir arkadaşım var ve neredeyse hiç aralıksız sohbetimiz yıllardır devam ediyor.

Birbirimizle şimdi geriye bakınca çok küçük gözüken fakat o an dünyanın kaderi buna bağlıymışcasına önemli gördüğümüz olayları saatlerce konuşur ve tartışırdık. Eskisi kadar olmasa da hala da öyle yapıyoruz.

Genelde hayat koşulları ile başı belaya giren ben ve daha çok çevresindeki insanlardan sıkıntı çeken bu arkadaşla harcadığım saatlerin ne kadar çok olduğunu 6-7 yıl önceki halime söylesem inanmayacağından eminim.

Ama kader bizi hep bir şekilde bir araya getirdi.

E haliyle konu sürekli geçmişten açılmaya başladı artık. 

Virüs yüzünden yeni anılar yaşayamayınca insan eski anıları ile başbaşa kalıyor ister istemez.

Fakat yine geçen telefonda konuşurken dikkatimi çeken bir şey oldu.

Ben en ama en stresli, en kötü günlerimi bile gülümseyerek ve mutlu bir şekilde "güzel günlerdi" diye anlatırken o resmen hayatının hemen hemen hiç bir bölümünü "iyi zamanlar" olarak görmüyordu.

Aynı günde aynı şeyi yaptığımız zaman bile bakış açımız tamamen farklıydı. 

O rahatken benim binbir çeşit sıkıntıyla uğraştığım bir dönemi dahi ikimiz farklı bir şekilde yad ediyorduk. Sıkıntıyı çeken ben olsam bile o günleri daha çok özleyen ve yaşadığı için mutlu olan bendim.

Peki neden?

Aramızda devasa bir fark yok. Yaşımız da aynı genel kafa yapımız da.

Ancak sanırım bir kritik detay var.

Neden bilmesem bile daha genç yaşıma rağmen zamanın çok hızlı akıp gittiğini ve tecrübelerin iyi veya kötü fark etmeksizin insanı değiştirip geliştirdiği fikrindeyimdir son üç yıldır.

İzolasyon, yani olaylardan ve yaşamın zorluklarından kaçış ve güzelliklerinin alışılmış olanlarından denemek yerine hem zorluklarına göğüs gerip (yeri geldiği zaman yenilgiyi tadıp) hem de güzelliklerin her türlüsünü yaşamak, bir insanı içsel olarak zenginleştirir diye düşünüyorum yani.

Peki düşünsenize böyle bir insan yaşadığı herhangi bir olayın üzerinden yıllar geçtiği zaman geçmişe döndüğünde o günlerden pişmanlık duyması mümkün müdür?

Hayatın ona fırlattığı her şey aslında başrolü oynadığı bir dizinin başka bir bölümüdür. Kimi olaylar çok önemlidir ve üzerlerinde tekrar tekrar düşünüldüğü için izlenme rekorları kırarlar ve pek çoğu ise sıradan şeyler olarak dizide hızlı hızlı geçilen kesimlere dönüşürler.

Fakat bu bahsettiğim arkadaşın hayatı bir Hint dizisi gibi. Bir kişi yürürken tökezlese 2 dakika boyunca karakterler birbirlerine şok geçirmiş gibi bakıyorlar ve dramatik müzik eşliğinde ağlıyorlar.

Çünkü hafızası sadece negatife odaklanmış bir şekilde çalışıyor. 

Böyle bir insan 10 tane pozitif anısının olduğu bir günü anlatsa en çok zamanını alan ve anlatmaktan yorulmayacağı kısım günün sonunda yaşadığı negatif bile denmeyecek, sadece can sıkıcı olan bir olaydır. Çünkü hayatın ona attığı olayları gözünde çok büyütüyor ve her dönemde hayatının ne kadar kötü olduğuna kendini ikna edecek bir detay bulabiliyor.

Aslında biliyor musunuz şimdi hatırladım ben bu arkadaşa bayağı bi öfkelenmiştim bir keresinde.

Bir gün o kadar çok hayatının kötü olduğundan falan bahsetti ki ona ne kadar saçmaladığını ve sokakta olan çocuklara falan bakıp gerçek sıkıntıyı görmesini söyledim ancak nafile. Kısa bir süre konuşmayıp aynı rutin devam ettik.

Bunca yıl boyunca sadece bir dönem gerçekten mutlu olduğunu anlattı bana. Onun dışında her zaman bir sebep vardı üzülmesi için. Ya bir olay, ya bir insan, ya bir eksiklik.

Hayatın zorluklarının içindeyken öfkelenip sinirden deliye dönmemiz anlaşılabilir fakat geriye bakıp geçtiklerini gördüğümüz zaman neden o günler hakkında gülüp eğlenmiyoruz ki?

Sonuçta geçti.

Peki sizce benim bu dostum ileride geçmişe döndüğü zaman yaşadığı için müteşekkir mi olacak yoksa negatif anıları güzel anılarını boğup yok ettiği için acıların çocuğu modunda sinirli, somurtkan ve herkesin konuşmaktan çekindiği bir dede / nene mi olacak? (cinsiyetini vermiyorum ki bir gün bunu okursa ondan bahsettiğimi anlayıp sinirden beni bıçaklamasın) 

Kişinin pozitif veya negatif bakış açısına sahip olması aslında bütün bir hayatının değerini belirler yaşlandığı zaman. Kişi pozitif bakarsa geçmişini iyi veya kötü bitmesi önemli olmadan romanlara layık bir maceraymışçasına görürken negatif bakarsa acı ve boşa harcanmış bir hayat görür. Öleceği güne kadar rezil bir şekilde yaşar. 

Unutmayın insanların okumaya doyamadıkları romanların bir çoğu kötü başlar ve kötü biter fakat insanlar sırf karakterin yaşadıkları ve olayların onun üzerindeki etkisi için bile yüzyıllar sonra dahi bu kitapları okumaya devam edip başkalarına tavsiye ederler. 

Sonuç olarak öyle bir yaşamalıyız ki hikayemiz okuyan kişiyi oradan oraya sürüklesin, her şeyi tecrübe ettirsin, aklını karıştırsın, şüpheye düşürsün, zirvelere çıkarsın, en alçaklara düşürsün, öğretsin, yozlaştırsın,ağlatsın sevindirsin, sevdirsin, bıktırsın, öldürsün, yaşatsın.

Ve en önemlisi de hikayeyi yazmayı bitirirken bize "Ben bu hikayeyi neden yazdım ki? Ana karakteri zorlukları aşamayıp mağlup olan bir hikaye mi olur?" dedirtmesin.

Hikayelerin nasıl bittiği önemli değildir. Önemli olan sonuca giden yolda yaşanan tecrübelerdir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...