Cahil insan ve cahil olmayan insan arasında görünüşte aşırı bir fark yoktur. İki taraf da insandır ve yaşamları genelde birbirinin hayatlarının paraleli gibidir. İki taraf da normal şartlar altında sabahları kalkıp işine gider çalışır emeğinin karşılığını alır evine gelir kendi karakteri doğrultusunda zevklerini yaşar ve bunu tekrar eder.
İki tarafın da ihtiyaçları hemen hemen aynıdır. İki taraf da karnını doyurmak ve bir şekilde hayatta kalmak zorundadır. İki tarafın da çevresinde belirli sayıda insan vardır ve bu insanlar ile sürdürülen farklı yakınlıkta ilişkiler vardır.
Ancak dışarıda benzer olsalar da ikisinin de aklı farklı çalışır. Temel ölçüde bir farklılık iki kişinin zihninin birbirinden ayrı şekillerde düşünmesine ve dünyaya bakmasına sebep olur. Bu farklılık bir kişinin dünyaya baktığı zaman gördüğü şeyler haricinde başka bir şey görmemesi ve diğer kişinin ise dünyaya bakarken hem dünyayı hem de dünyada bulunan şeylerin ötesinde olan anlam ve imaları da görmeye çalışmasının sonucudur.
Bir taraf yalnızca yaşamında gördüğü problemlerin elle tutulur tarafını ve yüzeysel olarak gözlerinin önüne kadar sokulmuş olan sonuçları görebilir. Bu problemlerin çözümünü suyu bulandırmadan ve üzerine uykularını kaçıracak kadar düşünmeden bulur ve yapar. Hemen ardından genelde rutinleşmiş ve alışkanlıklara dayalı hayatına dönerek onun için toplum tarafından hatları çizilmiş hayatına devam eder. Genelde bu kişiler başlarına bir olay gelmediği sürece mutludurlar ve bariz sıkıntılar yaşanmadığı sürece hayatlarında üzülmeleri için başka bir sebep ortaya çıkmaz.
Diğer taraf ise özellikle kendisini geliştirmediği taktirde karşısına çıkan her şey üzerine aşırı kafa yorar. Gereksiz detaylara takılarak sosyal ortamlarda ne yapacağını bilemez ve iç dünyasında yaşadığı düşüncelerin fırtınası ile ifade edemediği duygular ve kötü olasılıklara odaklanarak cesaretini toplayamadığı için geceleri uyuyamaz. Genelde yaşadığı hayat şartlarından çok etkilenir ve onun gibi insanlar olmasına rağmen büyük bir kısmı kendisini kendilerine has farklı sebeplerden ötürü ifade edemedikleri için kendisini yalnız hisseder ve düşünceleri onu yiyip bitirir.
Cahil insan gereksiz yere düşünmez. Bu durum düşünceleri üzerinde kontrolü olduğu için değil sadece beyni bu dünya için tam olarak gerekli seviyede çalıştığı ve daha fazlasını akıl etmek için kapasiteye sahip olmadığından dolayıdır.
Bu kişiler hayatlarında çıkan tipik zorlukların içinden çıkamadıklarında bile geceleri uyku saati geldiği zaman vücutları eğer yorgunsa bebek gibi uyurlar ve zihinlerinin kontrolleri dışında oradan oraya savrulması gibi problemleri nadir olarak yaşarlar. Cahillikten uzak olan kişiler de cahil insan ile aynı problemleri yaşarlar. Ancak bu kişilerin farklı bir tür sıkıntıları daha vardır. Bu kişiler kendi beyinleri ile kavga içerisindedirler.
Bu kavga her kişide farklı olmakla beraber genelde kişinin karakterinde zıtlıklar, huzursuzluk, mutsuzluk ve keyif alamama olarak ortaya tezahür eder. Kimisi kendisini çok küçük görürken diğeri ise herkesten üstün görür ve yapayalnız kalır. Bazıları hayatının kontrolünde ve iyi yaşıyormuş gibi görünürken içten içe her şeyin anlamsız olması onu yiyip bitirir fakat kimisi ise hayatta büyük resime bakarken normal insan sorumluluklarını bile beceremeyecek kadar geride kalır.
Bazısı kendi iç dünyasında yaşadığı için diğer insanlar ile ortak paylaşım yapamaz ve herkesin içinde olup kimse ile bağlantı kuramaz ve bazısı herkes ile bağlantı kuruyor gibi gözükürken kimseye gerçek yüzünü göstermez veya gösteremez.
Cahil insan evrende ne kadar küçük olduğunu, yaptıklarının hiç bir anlam ifade etmediğini, peşinden koştuğu zevklerin geçici olduğunu, hayatta var olan olguların karmaşıklığını, nasıl bir karaktere ve o karaktere neden sahip olduğunu, zamanın ne kadar hızlı bir şekilde geçip gittiğini, her geçen gün fırsatların nasıl elinden kayıp gittiğini, ne yaparsa yapsın hayatının her kısmını (iş, aile, aşk vs.) asla dengeleyemeyeceğini, kaderin onu nasıl ve neden buraya getirdiğini, seçeceği seçimlerin ne kadar doğru olduğunu, iyi bir insan mı kötü bir insan mı olduğunu, insanların davranışlarını anlamlandırmaya çalışmayı, ne yaparsa yapsın çevresinde olan herkesin bir gün hayattan göçüp gideceğini, bugün yaptığı şeylerden ileride pişman olup olmayacağını ve hayata neden geldiğini merak etmez ve ilgilenmez.
Bu fikir ve düşünceler kişinin dışarıdan bakanların farkına bile varmadığı zamanlarda aklından geçer. Görünüşte hala oradadır ve diğer insanların arasındadır fakat aslında onlarla birlikte değildir. Dışarıya karşı gülümsüyordur ve kafasını sallıyor hatta konuşuyordur fakat kafası tamamen başka bir yerdedir. Bu düşünceleri dengeleyip gerçek dünyaya adapte olabilen çok az insan vardır ve büyük çoğunluğu kendi iç dünyasında kaybolup gider.
Böyle dediğime bakmayın tabi. Cahil insan dünyaya kesinlikle fazlasıyla gereklidir. Hatta rahatlıkla söyleyebilirim ki modern dünyanın bu halde olmasının en önemli sebeplerinden biri cahil insanın ellerini kullanıp harekete geçmeyi uzmanlık haline getirmiş olmasıdır. Bu insanlar çalışırlar ve işleri haricinde takıldıkları yüzeysel, geçici ve cevabı kolaylıkla bulunabilecek soruların haricinde hiç bir şey düşünmezler.
Diğer tarafın sıkıntısı ise onların yaşadıkları sıkıntıların üzerine kendi kafalarında sürekli olarak dönen ve uyku haricinde hiç gitmeyen düşünceleridir. Zihni çok hızlı akan bu kişiler yalnızlıktan hem hoşlanır hem de fazlasına tahammül edemezler. Kendi beyni dışarıdan uzun süre boyunca ses gelmemesi durumunda onu istemediği yerlere götürür ve bu yüzden sıkılıp daralmamak için sempati duymadığı insanlar ile görüşmek zorunda kalırlar.
Belki bir gün bunları okuyan birisi bunlara empati duyabilir fakat hangi tarafa bilemeyeceğim. İki taraf da dünyaya lazım orası kesin. Cahillik mutluluktur şahsen bunda hiç bir şüphem yok ancak cahil olmak ister miyim? Sanmıyorum. Akıllı olmak ister miyim? Onu da sanmıyorum. Sanırım cahiller gibi ayaklarımız yere basarken akıllı insanlar gibi kafamız yukarıda olmalı. Cahil olursak zaten kötü bir durum ancak fazla akıllı olup zihnimizin kontrolünü kaybetmek de optimal değil. Yoksa sonumuz Thomas Leroy'un "Düşüncenin Ağırlığı" isimli heykelinde olan adama döner. Bu yazının ilham kaynaklarından biri de o heykeli geçenlerde keşfetmem olduğu için bakmanızı mutlaka isterim gelecekte bunu okuyan sayın okuyucum.
Sabah 05:52. Uyuma vakti.