22 Eylül 2023 Cuma

Hedefler İle Uyuşmak

Hayatın anlam yoksunluğunun farkına varmadan, veya umursamadan yaşamayı o kadar çok isterdim ki.

Dünya üzerinde geçirdiğimiz zamanın kısalığı ve hayatta olan seçimlerimizin kendi elimizde olması illüzyonunun bu derece güçlü olması ile sanki bu gezegen üzerinde doğmuşuz ve tamamiyle yok olmak için bekleme amacıyla doğmuşuz gibi hissetmeme yol açıyor.

Yani hayatın amacı aslında tecrübe etmek ve denizde damla olduğunun farkına varmak evet ancak o da her babayiğitin yapabileceği bir şey değil. 

Onun dışında olan yaşam dediğimiz nedir ki?

Tipik bir insan yaşamı bugünlerde büyüyüp, iş bulup, bir eş bulup evlenmek ve sonrasında ölene kadar çocuğa bakıp nalları dikmekten ibaret.

Benim bahsettiğim ise gerçek yaşam. 

İnsanın kendi içerisinde zihinsel ve ruhani olarak başladığı yer ile ruhu bedeninden ayrıldığı zamana kadar gittiği yer. 

İşte herkes için olmasa da benim için kesinlikle büyük bir yorgunluk sebebi olan yaşam da bu. İşin "Ben buraya neden geldim?" kısmı.

Çoğu kişi bunu sormuyor. Hatta çoğu demiyorum biliyor musunuz? Artık rahatlıkla insanlığın çeyreğinin bile bu soruyu sormadan hayatlarını idame ettirdiklerini söyleyebilirim.

Soruyu sormakla bitmez. Cevabı bulmak için peşinden koşan insanları saysak herhalde insanlığın %5 gibi bir kısmı belki kalır belki kalmaz.

İşte bu anlamsızlık ve dert içerisinde yanlızlığın ortasında kendi kendime uzun süredir yaptığım ve bu düşüncelerden kendimi uzak tutmak için yaptığım şey de bu: Hayatta hedefler koyarak geçici olarak düşünce ve enerjim oraya kaydığı için uyuşmak. 

Hayatın ne kadar anlamdan yoksun olduğunu mu düşündün? Bu seni üzgün ve uykundan mı etti? 

Amaaaan sende ne olacak canım? Bak şimdi sen şu kadar maaş alıyorsun ya, onu biraz daha yükseltmek için şunu yapmaya ne dersin? Başarman aşağı yukarı 3 ayını alır. 

Ve sonraki 3 ay boyunca düşünceler gider. Kişi kendinden kaçar. Ne kadar süredir böyle yaşıyorum hatırlamıyorum bile artık. 

İnsana motivasyon verdiği kesin. Ancak merak ediyorum da, kaç kişi kendisinden ve düşüncelerinden kaçmak için kendisini benim gibi alakasız şeylere veriyor? Ben kariyerime veriyorum ancak kimler başka nerelere kafa yoruyor?

Emin olun dışarıdan bakan biri bana kesinlikle kariyer düşkünü demez. En azından ilk bakışta. Bir süre tanıyan biri ise tam tersini söyler. 

Ancak hiç kimse hayatta anlam bulmuyor demez. Bazı en en yakınlarım hariç. 

En kötüsü de bu: En en en yakınlarımın bile sadece bazıları biliyor. Çünkü onların bile çok çok büyük bir kısmı asla kendilerine "Ben neden geldim?" diye sormuyor. Böyle bir şeyin varlığından bihaberler.

Ne diyelim? Belki de dışarıda böyle düşünceler yaşayan insan çoktur da ben göremiyorumdur. İnsan kendisini çok özel görmemeli ki çevresinde olan insanların özelliklerini görebilsin. 

Bir Gün Bugünlere Geri Dönmek İsteyeceğiz

Başlık kendisini yeterince açıklıyordur sanırım.

Bir ay kadar önce sabaha karşı bir saatte yanımda uyuyan kız arkadaşımın yanağına dokunduktan sonra gelen ilginç hissi anlamam için uzanıp karanlıkta tavana bakmam gerekti.

Ardından sessizce gözlerim açık bir şekilde düşünürken tekrardan geçmişime dönüp bakarak son zamanlarda yaşadığım geçmişe olan özlemi hissedince daha önceden kendime söylediğim bir cümle aklıma geldi:

"Keşke o günlerde yaşadığım hayata bir günlüğüne bile olsa geri dönebilseydim"

Hayatımın hangi dönemi için bunu söylediğimin önemi yok. Yaşlı insanlar ile konuşmayı seven birisi olarak onlardan duyduğum hikayeler hep geçmişe doğru bir özlemi gösteriyor. Kim hayatının belirli zamanlarına dönmek istemez ki zaten. 

Tabii ki her zaman hayat istediğimiz gibi geçemez. Hatta tam tersine hayatımızın büyük bir kısmı çalışmak, gündelik işleri halletmek ve bu zamanların stresini atmak için kendimizi oyalamak ile geçiyor.

Yine de güzel olan zamanlarımızı düşünelim. Çevremizde olan sevdiğimiz insanları düşünelim. Bir gün ya siz ya da onlar hayatınızda olmayacaklar, olsalar bile belki de aynı şartlar içerisinde olmayacaksınız.

Yaşlanıp aynı enerji ve şevke sahip olmayacaksınız veya belki de farklı hayatların insanları olacaksınız. 

İşte bu yüzden o gece karanlıkta düşünürken ileride bir gün "Keşke 2023 yılının yaz aylarına bir günlüğüne bile olsa geri dönebilseydim" deme olasılığımı ve tam o an gelecekte isteyeceğim şeye sahip olduğumu fark ettim.

Dönmek isteyeceğimden nasıl mı eminim?

 Çünkü o an mutluydum.

İşte bu farkındalık mutlu olan günlerimizin değerini bilmemizin önemini bize belki de hiç olasılığını düşünmediğimiz bir şekilde gösterir. 

Hani hayatta ne kadar mutlu dediğimiz insanlar olur ya, bir gün o cümleyi kendi halimize diyebileceğimiz, yani kendi kendimizi kıskanıp imrenebileceğimiz ve o halimize dönme isteyebileceğimiz gerçeği. 

Sanırsam bu konsepti fazlasıyla romantik bir biçimde yorumlamış olan bir şarkı bırakabilirim geceye. Jim Croco diye başka şarkısını henüz dinlemediğim bir abimizin "Time In A Bottle" şarkısını tavsiye ederim.

If I could make days last forever
If words could make wishes come true
I'd save everyday, like a treasure and then
Again, I would spend them with you. 

21 Eylül 2023 Perşembe

İç Sesi Olmayan Kişiler

 Her insanın aynı şekilde düşünmediğini biliyordum ancak dün Russell Hurlburt diye adını ilk kez duyduğum 90lı yıllarda çalışmalar yapan bir psikoloğun insanların iç sesleri ile ilgili araştırması ile karşılaştım.

Oldukça uzun zamandır herhangi bir şeye şaşırmadığım için bu araştırmanın varlığını keşfetmek çok iyi geldi. 

Kendi kafasının içinde yaşayan biri değilimdir ve tam tersine sosyalim diyebilirim ancak sosyalliğin tam ortasındayken olabilecek en alakasız şeyler ile bağlantı kurduğum zamanlar az olmuyor. 

Ve bu bağlantı ve düşünceler kafamda yarı kendi sesim yarı düşündüğüm şey ile ilgili görüntüler olarak ortaya çıkıyor.

Bunu tabi düşünmedim hani "Ben böyle düşünüyorum, düşünme şeklim bu kategoride" diye.

Meğer araştırmaya göre insanların sadece %30 ile %50 civarı arasında bir miktarı içsel bir ses ile kendileri ile konuşuyorlarmış.

Bunu düşünmek bile bana garip bir his veriyor. 

Eğer bu gerçek ise potansiyel olarak insanların yarısı ciddi ciddi düşünmeden hareket ediyor.

Kendimi bu düşünce veya düşünmeme şekline gerçekten koyamıyorum.

Yani araştırmalara zaten güvenmek çok zor hani sonuçta burada gözlemlemenin gerçekten çok zor olduğu bir konudan bahsediyoruz.

Ancak yine de doğruluk payının olması fikri bile gerçekten garip. 

Bu araştırmanın ardından gelen diğer araştırmalar iç sesi olmayan insanların sadece bir şeyleri yapıp hissiyatlarına göre yaşadıklarını söylüyor.

Tabii ki duygusal durumlarda iç sesi olan insanlar da o sesi duyamıyor. 

Ancak sakin bir esnada, mesela arabada giderken veya yürürken kendi kendisine düşünen, hatta o kadar ki kendi kafasında sohbet eden birisi olabilir.

Ancak aynı arabada arka koltukta zihni sessiz ve rahat olan bir kişi daha olabilir. İnanılmaz bir konsept. 

Bakalım bu bilgi hayatımızın nerelerinde yaşanan garip olayları açıklamamızı sağlayacak. 

Karşımıza Çıkan İnsanlar

Son bir kaç aydır heralde zamanın ne kadar hızlı geçtiğini giderek daha fazla hissetmeye başlayınca harcadığımız zamanın kalitesinin yanımızda olan insanla ne derece bağlantılı olduğunu fark ettim.

Aslına bakarsanız inanılmaz sayıda fazla hakikat gözümüzün önünde olmasına rağmen farkına varmıyoruz ve bu da onlardan biri. 

Dünya üzerinde geçireceğimiz zaman diliminin ne kadar kısa olduğunu herkes biliyor ancak çok az kişi gerçekten farkında.

Ve hatırlatırım ki zaman biz sıradan insanlar için tek yönlü işliyor. İleriye doğru. 

Yani aslında hayat sonsuz uzunlukta bir tren içerisinde yolculuk yapmaktan farklı değil. Belirli aralıklarla kabin değiştiriyoruz o kadar.

Her kabin içerisinde farklı insanlar var. Onlarla sohbet edip küsüp barışıp bir şeyler paylaşıyoruz ve bazıları ile sohbet çok tutunca diğer kabinlere birlikte gidiyorsunuz.

Şimdi şunu da hatırlatayım sonsuzluk fazlasıyla uzun bir zaman dilimi demek. Bayağı bayağı uzun hani.

Bizim ise bu gezegen üzerinde şansımız varsa 70 yıl vaktimiz var. Sonsuzluk denilen süre içerisinde bir toz tanesi yani.

Kısıtlı olan zamanımızda bindiğimiz kabinlerin çok çok büyük bir kısmını biz seçemiyoruz. Şartlar ve fırsatlar bizi nereye iterse oraya gidiyoruz. 

Ve bir istatistik: Dünya üzerinde 100 ile 125 milyar insanın var olup bizim gibi yaşamını idame ettirip sonunda hayata aboneliğinin bitirildiği söyleniyor.

Şimdi bu bilgiyi de öğrendikten sonra kendimize hayatta karşımıza çıkan herhangi bir insan ile - oynadığı rol ne kadar küçük olursa olsun - karşılaşma ihtimalimizin ne derece küçük olduğunu düşünmenizi istiyorum.

Hayat o kadar devasa ama aynı zamanda o kadar küçük ki gerçekten. 

Negatif ve pozitif. Kim olursa olsun hayatımızda tanışıp anı paylaştığımız, vakit geçirdiğimiz ve herhangi bir interaksiyona girdiğimiz her kişi aslında inanılmaz bir karşılaşma. 

Hele hele o kişi ile bir daha aynı kabine asla binmeyecekseniz. 

Şu an düşününce üniversiteye ilk gittiğim zaman kart çıkaracaktım ve önümde aşırı uzun bir sıra vardı. Sırada benim gibi Antalya'ya yeni gelmiş bir öğrenci ile karşılaştım ve Olbia'da ufak bir kafede oturup sohbet etmiştik. Onu bir daha görmedim. 

Geçen hafta İzmir'e, Aliağa'ya gittim ve dönüşte İzban'a bindim. Yoldayken tam önüme oturan bir kadın ile kısaca sohbet ettik. Bir daha görüşmeyeceğimi biliyorum.

16 yaşıma yeni bastığım sıralarda çalıştığım otelin lojmanında dışarıda oturan yaşlı adamlarla dolu bir grup vardı. Orada tanıştığım bir dayı (adını dahi hatırlayamıyorum) ile konuşurken anlattığı hikayeleri dinlerdim. İşten ayrıldığım zaman dayıyı tekrar bulup son kez bi sohbetini dinlemek istemiştim ancak olmadı. Bir daha görüşmedim.

Kız arkadaşım ile Belek'te olacak olan bir konsere giderken sıradan bir dolmuş yolculuğunda tanıştığım şoförün korsan taksici olduğunu öğrenip dönüşte şehir merkezine onunla dönerken konuştuğumuz sohbeti yaparken onu bir daha görmeyeceğimi de biliyordum. 

Daha böyle onlarca anı sadece bir an düşünmemle gözümün önüne geliyor. 

Şimdi siz de kendi hayatınızı gözden geçirin. Kaç kişi ile küçük bile olsa bir anı yaşayıp bir daha o kişiyi görmediniz? 

Kaç kişi ile çok güzel bir konuşma gerçekleştirip, gülümseyerek ayrılıp sonra o kişi ile karşılaşmadınız? 

Ve belki de en önemlisi o kişiler şu an nerede ve ne yapıyorlar? Ne yaşayıp ne gibi değişimler geçirdiler? Hangi kabinde hangi manzarayı izliyorlar? 

Düşünceler, düşünceler falan. 


Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...