Panenteizm'den bahsetmeyeli yıllar oldu ve üzerine de yeni bir şey araştırmadım çünkü bir şeyin doğruluğundan tamamen emin olduğum zaman arkama yaslanıp bilmediğim veya eksik gördüğüm kısımlarını bilmeden de rahat edebiliyorum.
Panenteizm ile ilgili ilk yazdığım yazıyı okumazsanız bunların pek anlam ifade etmeyeceğini de belirtmeliyim.
Her neyse. Konuya girelim.
Panenteizm inancı görülen ve görülmeyen her şeyin Tanrı'nın bir parçası (kendisi değil) olduğunu ifade eder iyi güzel de o zaman her bireyin evreni ayrı ayrı tecrübe etmesine sebep olan ruh nedir?
Açık açık söyleyeyim: Kimsenin ruh nedir sorusuna cevap verebileceği falan yok. Ancak ve ancak ruhun çalışma mantığını anlatmaya çalışabiliriz o kadar.
Bu evren bütün sorulara cevap verebileceğimiz bir yer değil maalesef. Özellikle bu zayıf insan beden ve beyinleri ile.
Ruhu çok önceden bana bir örnek ile anlatan hocamın örneğini ödünç (ç)alarak anlatacağım.
Öncelikle şunu anlamalıyız: Tanrı'nın ruhunun olmadığı hiç bir şey yoktur. Tanrı'nın ruhunun olmadığı bir şeyin varlığını iddia etmek o varlığın Tanrı olmadan yaşayabileceğini öne sürmektir. İslam dininde buna "şirk" denir.
İlla başka bir Tanrı' nın varlığına inanmak zorunda değilsin şirk koşmak için. Eğer herhangi bir şeyin Tanrı'dan ayrı var olduğunu düşünürsen o varlığa Tanrı'nın yaratma ve can verme gücünü atfederek şirk koşmuş olursun. (İşte bu gerçek ile sürekli dikkat ederek yaşamaya da sırat köprüsü denir.)
Neyse bu konuya gelince gerçekten ekstra bir şeyler yazmamak zor oluyor. Her şey o kadar inanılmaz bir şekilde bağlantılı ki.
Eğer yerdeki taş parçası dahil her ama her şeyin bir ruha sahip olduğunu kenara koyduysak ruhun bir beden ile sahip olduğu ilişkiye geçebiliriz.
Ruhu elektrik gibi düşünmeliyiz. Elektrik elektriktir ve kendi için kategori veya çeşitlere ayrılmaz. Bir elektrik diğer bir tür elektrikten daha farklı veya üstün değildir. Ruh da bu tarife uyar.
Ancak elektrik aynı olsa bile içine girdiği cihazın işlevi ne ise o işlevi yapmasını sağlar.
Mesela siz bir çamaşır makinesine elektrik verirseniz bir televizyonun görevini yapmasını bekleyemezsiniz.
Aynı şekilde bir televizyona elektrik verirseniz o televizyon ile yemek pişirmeyi bekleyemezsiniz.
Bu konseptin birebir aynısı ruh ve ruhun için girdiği varlık için de geçerlidir.
Tanrı'nın ruhu da hem insanlarda hem de çevrenizde gördüğünüz cansız varlıklarda vardır. Bu aynaya baktığınız zaman gördüğünüz insan ile yerden aldığınız çakıl taşı için de geçerlidir.
İki varlıkta da aynı ruh vardır ancak içinde bulundukları bedenden ötürü insanın içinde olan ruh gerçekliği birden çok duyu ile tecrübe edebiliyorken çakıl taşında olan ruh sadece bir insanın bütün duyularını kapatması durumunda tecrübe edebileceği gerçekliği tecrübe edebilir.
Bir hayvan düşünelim. Mesela bir kedi yavrusu düşünün kafanızda. Kedi yavrusu 4 bacağının üzerinde oradan oraya koşar, zıplar, tırmanır ve avlanır ancak bir insanın yaşayabileceği tecrübeleri yaşayamaz. Yine de ruh dünyaya geliş amacını tamamlamış olur. Bu amaç da Tanrı'nın kendi kendisini yine kendisinde tecrübe etmesidir.
Bunu bilmese de Tanrı'nın ruhunun bu dünyayı farklı şekilde tecrübe etmesi için bir aracı olan bizim "kedi" adını verdiğimiz beden yine Tanrı'nın ruhuna sahip olan diğer varlıklar ile etkileşime geçip maceralar yaşar.
İnsanlar için de bu böyledir. Hepimiz Tanrı'nın ruhuna sahip olsak bile bu bilgiyi unuturuz ve yaşamaya başlarız.
Hangi insan var olan ve meydana gelen her şeyin Tanrı adıyla işaret ettiğimiz şeyin kendi kendisi ile oynarken ortaya çıkan olaylar olduğunu öğrense ve bu gerçeğe göre yaşasa aslında her şeyin bir tiyatro olduğunu kavrayıp dünya üzerinde huzura kavuşacaktır. Gerçekte kendi varlığının olmadığını anlaması da egosunun yok olmasına yani ölmeden önce ölerek hakikatini bulmasına doğru büyük bir adım olacaktır.
Dünya üzerindeki ortalama bir insan öldüğü zaman inandığı Tanrı'nın yanına gideceğine ve onu göreceğine inanıyor. Sonsuz ve her yerde yüzü olan bir şeyin "yanına" nasıl gideceğini hiç sorgulamadan 70-80 yıl yaşayıp rolünü tamamlıyor genelde.
Garip.
Halbuki Tanrı tamamiyle yalnız. Ona eşit olan hiç bir şey yok ve olması imkansız. Kendi kendisinin tanrı olduğunu unutup bu ve sonu olmayan türde dünyada kendi kendisine tiyatro oyunları çekiyor o kadar. Kendi ruhu ile kendi tasarladığı sınırsız sayıda olan bedenlere girip tek başına girdiği çeşitli rollerde oyunlar oynuyor.
Bu arada konuyu bitirmeden her beden de aynı değildir unutmayalım. Bir insanın bedeni diğer bir insanın bedeninden sadece fiziksel olarak değil ama daha önemlisi kişilik olarak da farklıdır.
Yani bir beden fıtrat olarak agresif olabilir, zeki olabilir, düşük zekalı veya farklı bir şeyde yeteneği olabilir. Bunun sınırı yoktur. Ruh o bedenin sahip olduğu özelliklerin çalışmasını sağlar o kadar. Eğer karakter veya davranışlarımız sadece ruhumuzdan etkilenseydi hepimizin aynı karaktere sahip olurduk. Sonuçta ruh tek bir kaynaktan geliyor. Aklıma şu an gelmedi ama herhangi bir dinde ruh kavramının türlerinin olduğunu hatırlamıyorum.
Dolayısıyla hepimiz aynı ruhun Tanrı olduğunu unutup farklı bedenlere girmesi ve etkileşimlere girerek kendisini tecrübe etmesinden ibaretiz.
Gündelik hayatta yaşamımızı sürdürebilmek ve hayatta kalabilmek için oluşturduğumuz davranışlar bütününe de ego diyoruz. Aslında gerçek olmayan fakat insanlığın varlığı için de gerekli olan bir davranış mekanizmasıdır ego.
Bu konularla ilgilenen çoğu kişi ego'nun "ölmesi" gerektiğini söylüyor ki içimizde ego tarafından baskılanan asıl kişiliğimiz, yani ilahi tarafımız ortaya çıksın. Buna İslam'da Allah'ın sevdiği kullarının el ve ayakları olacağını söylediği kutsi hadisten, Hinduism'in kutsal kitaplarından Bhagwad Gita'sında Krishna'nın (Tanrı diye işaret edilen için kullanılan bir başka isim daha o kadar) "Bu dünyada yaşayan varlıklar benim sonsuz parçalarımdır" cümlesine kadar pek çok kaynakta görebiliyoruz. Daha örnek verirdim de valla çok uykum geldi. Dün de doğum günümdü zaten. Yaşlandığımı hissediyorum yahu.
Panenteizm'de ruhun ne olduğunu açıklamaya çalıştım. Bu kitapta muhtemelen başka bu konu hakkında yazmasam da sonradan devam edeceğim. Özellikle Panenteist bakış açısında cennet ve cehennem mantığı çok bilindik normları zorlayan ve benim de uzun bir süre tam kafamda oturtamadığım bir şeydi. Tabi ne zaman yazarım bakalım.