Yazarlıkta ne yazılıyor olursa olsun hikayenin en önemli parçalarının başta geleni ana karakterdir.
Ana karakter, ana karakterin bulunduğu ortam, ana karakterin karşı karşıya kaldığı düşmanı da fazlasıyla önemlidir ancak hikayede bulunan diğer ögelerin hepsi dolaylı veya dolaysız bir şekilde ana karakter ile olan ilişkileri ve etkileri kadar önemlidirler.
Bu ögeler ana karakteri farklı seçimler yapmaya, mücadele etmeye ve zorlukların altından kalkarak kendisini geliştirmeye zorlarlar.
Sonunda da ana karakter hikayenin başında olduğu yerden hikayenin bitiminde vardığı yerde farklı bir kişiliğe bürünmüş olur.
Bu sadece mekan ve duygu değişimi değildir, karakterin en başta kendi içinde hissettiği değer yargıları değişmiş, problemleri çözülmüş veya çözülmese bile bir sonuca ulaşmış demektir.
Buna "Monomit" veya "Kahramanın Yolculuğu" adı verilir. Joseph Campbell diye hakkında pek bilgi sahibi olmadığım Amerikalı bir antropolog ve yazar tarafından adı koyulmuş bir terimdir "Kahramanın Yolculuğu".
Joseph Campbell bu terimi ortaya çıkarmak için farklı kültürlerde bulunan mitlere, efsanelere ve hikayelere baktığı zaman hemen hemen hepsinde ana karakterin benzer durumlara düştüğünü ve hikayenin başından sonuna kadar benzer sıralarda değişimler geçirdiğini görmüştür.
Günümüzde de bir karakterin hikayesini anlatan çeşitli medya türlerinde hala bu hikaye tarzını görebilirsiniz.
Peki bir kahramanın hikayesi nasıl sıkıcı olabilir? Başka bir deyişle söylersek, bir ana karakter nasıl kötü bir ana karakter olabilir?
En başta ana karakterin bütün hikayenin merkezinde olduğundan bahsetmiştik zaten.
Pek çok yazarın da hemfikir olduğu şekilde iyi ve ilgi çekici ana karakterlerin bir kaç özelliği vardır. Bunların bir kaçı şöyledir:
1- Ana Karakter Hikayeyi İlerletir
İyi bir ana karakter hikayeyi ilerleten baş etkendir. Sebep her hikaye ve karaktere göre farklı olsa da iyi bir ana karakter kendi sebepleri ve amaçlarından dolayı çevresini etkiler.
Hikaye onun davranışları ile ilerler, başka karakterlerin onu oradan oraya sürüklemesinden dolayı değil.
Sürekli oradan oraya net hedefleri olmadan rüzgar nereye eserse giden bir ana karakter kendi hikayesinde üçüncü tekerlek konumuna gelmiştir. Durumlar onu hangi şartlara sokarsa o da o durumlara göre hareket eder ve sonucunda hikayede onu özel kılacak hiç bir şey kalmaz.
2-Ana Karakterin Zayıflıkları Vardır
Sıkıcı sayılmayacak bir ana karakterin hedefleri vardır dedik. Ee? Hedef var ise gider yapar değil mi?
İşte orada o hedeflere ulaşıp ulaşamayacağını şüpheli bırakacak zayıflıklara sahip olması gerekir ki ortaya bir hikaye çıksın. İyi ana karakterler hikayenin başında belirli eksiklikler barındırır fakat istediği hedefe gitmek için bu eksikliklerin üzerine gider.
Eğer hedeflerine giderken zayıflıkları çok zor gelirse düşer ve ana karakterin en zayıf noktası da genelde bu olur: Çözülemeyecek kadar büyük bir problemin ortaya çıkması.
Ancak hikayeden hikayeye değişmek ile birlikte gerek bir "hoca" figürü, gerek bir romantik partnerin sözleri vb. şekilde karakter zayıflıkların üzerinden gelir.
Tabii ki özet geçiyorum sabahın 6'sı olmak üzere yoksa bu kısım çok farklı çeşitlerde olabilir yani.
3-Ana Karakterin Rakip veya Düşmanları Vardır
İyi bir ana karakterin hikayesinde onu zorlayacak, yenecek, yerden yere vuracak bir düşmana ihtiyacı vardır.
Ancak olay bu kadar değil. Düşman da kendi hikayesinde bir ana karakterdir. Aynı kurallar onun için de geçerlidir.
Düşman üstesinden gelinmesi gereken bir engeldir fakat onun hikayesi farklı bir hikayedir. Bu düşman genelde ana karakterin sahip olduğu erdemli bir özelliğe sahip olmadığı için "kötü" sayılabilecek bir karakterdir ve en iyi düşmanlar ana karakterin yenmek için çalışıp yırtınması gereken düşmanlardır.
Ne yaparsa yapsın yenemeyip pes etmenin eşiğine gelen ana karakterin ana karakterliği de zaten düşmanının karşısında pes etmeyip her şeye rağmen devam etmesine bağlıdır. Üstelik sonunda düşmanı yenebilmesine gerek bile yok. Düşman kazansa bile ana karakter o süreçten kendi iç değerleri ve kişiliği değişmiş olarak çıkacak ve hikaye yine ileriye gidecektir. Çünkü ana karakter hala hikayenin kaptanıdır. Yenilse bile.
4- Ana Karakterin İçsel Problemleri Vardır
Bu belki de en unutulan kısımlardan biri olabilir.
İyi bir karakter kendi içinde bir şeyin eksik olduğunu veya bir tatminsizlik hissettiğini fark eder. Genelde hikayelerin başlangıcı böyledir.
Ana karakterin yaşadığı bir olay onun hikayesinin başlamasına sebep olur. Ancak yaşanan olay ana karakter daha eyleme geçmeden önce bile sadece o olayı gördüğü/duyduğu/herhangi bir şekilde etkilenecek kadar tecrübe ettiği anda zihninde yaşadığı değişimler hikayeyi başlatır.
Ana karakter yaşadığı bu olay ile içsel bir problemin farkındalığına vararak harekete geçer.
Mesela klişe bir örnek olarak intikam hikayelerini ele alalım.
Daha tahta kılıçla oynayan çocuk babasının haydutlar tarafından öldürüldüğüne şahit olur ve haydutların bir tanesinin kolunda bir dövme görür. O dövme şekli aklının bir yerine yer eder ve yıllar sonra rastlantı şeklinde yaşlı bir adamın kolunda o dövmeyi görür. Ancak gördüğü yer bir resmin üzerindedir. Haydut büyük bir suç örgütü kurmuştur ve gördüğü resim yerel muhafızların halkı uyarmak in dağıttığı bir resimden ibarettir. Artık ana karakterimiz babasının intikamını almak için hissettiği yanan öfke ile yeni bir hikayeye başlayacaktır.
Bunu kafamdan yazdım ama eminim bir fikir vermiştir size.
5-Ana Karakter Değişime Uğrar
Ve son olarak ana karakter hikaye boyunca yaptığı seçimler sonucunda yaşadığı olaylardan dersler çıkarır ve dünyanın farklı hallerine şahit olur.
Buda'nın hikayesinde kendisi saraylarda büyüyen Buda hayatında ilk kez saraydan çıktığı zaman yaşlı bir adamı görüp yaşlılığın, 2. çıkışında hastalığın ve 3. çıkışında ölümün varlığını öğrenir. Bu 3 tecrübe onu o kadar etkiler ki onu zamanında kahinlerden öğrendiği gibi dini lider değil de bir askeri lider yapmak için dünyadan gizleyip saraylarda büyüten babasının haberi bile olmadan kaçarak ormanlarda ve dağlarda yaşamın amacını aramaya başlar Buda. Bu ekstra kısaltılmış hali tabi yıllar önce okumuştum yanlış olabilir.
Herneyse. Ana karakter hikaye boyunca değişime uğrar, adapte olur ve gelişir. Verdiği kararların sonucunda yaşadığı tecrübeler onu bambaşka birisine dönüştürür.
...
...
...
Ee?
Nereye varmaya çalışıyorum bir saattir?
Belki de çoktan anlamışsınızdır gerçi. Neyse.
İnandığım şey şudur: Herkes kendi hayatının ana karakteri evet fakat dünyada gerçekten oturup izlemeye değer ana karakter sayısı absürt derecede az.
Ayrım yapmadan çok çok fazla film izlemiş birisi olarak diyorum hikayenin büyüğü küçüğü olmaz. Sıradan bir arka mahallede geçen hikaye Yüzüklerin Efendisi hikayesi ile rekabet edecek kadar güzel olabilir.
Yani olay çıkıp büyük hedefler koyun, maceralar yaşayın, dramatik olun falan demek değil.
İnsanlar artık kendi hikayelerinde hikayeyi ileriye iten güç değiller.
Milyonlarca insan her gün şartlar onları nereye götürürse oraya gidiyor, kendi zayıflıklarını ve içsel problemlerini bilip hissetseler ve kafaya taksalar dahi çözmek ve gelişmek için bir çaba göstermiyorlar. Üstesinden gelinecek bir engele sahip olmaları zaten mümkün değil. Engelin koyulduğu bir yola girmediler ki engel ile karşılaşıp bir değişime tabi olsunlar.
İnsanlar kendi hayatlarında yan karakterlik yapıyorlar. Ana karakter sadece bulundukları ortam ve zamanın getirdiği şartlar. Hepsi bu kadar.
Ve bu durum herkesi etkiliyor. Çevremizde ne kadar etkisiz eleman var farkında mısınız? Hiç bir yere gitmeyen ve yıllarca görmeseniz de yine aynı şekilde düşünüp hiç bir gelişim yaşamayan insanlarla dolu kalitesiz ve daha kötüsü kalite kazanmaya çalışmayan bir insan topluluğu.
Hadi umalım da tekrar kendi hayatlarımızın kontrolünü ele alarak yine ana karakter şerefine layık olalım.