15 Mayıs 2021 Cumartesi

Vazgeçemediklerimiz ve Kangren

Biz insanların veya bir hocamın deyişi ile "insansı" varlıkların doğumdan ölene kadar sahip olduğu veya sahip olduğuna inandığı şeylerin sayısı sanırım üç haneli rakamlara ulaşır hatta geçer.

Çocukluğumuzda çok sevdiğimiz bir oyuncak olur ve yaşımız gelince gözümüzde değeri azalır, bırakırız. Biraz büyüyünce sürdüğümüz bisiklet can yoldaşımız olur, havalar soğuduğunda bodruma kapatırız ve unuturuz. Biraz daha büyüyünce gelecekte evleneceğimizden hiç bir şüphemizin olmadığı, ruh eşimiz olan lise aşkımızın verdiği küçücük bir hediye vazgeçilmezimizdir. Ayrılık kapıya dayanınca o da çekmecelerden birine kaldırılır. Ve bu rutin böyle gider.

Şimdi bahsedeceğim şey neredeyse her yaşta olabilse de özellikle ileri ki yaşlarda tam olarak neden anlayamıyorum fakat hemen hemen her insan için bu durumun biraz değişmesidir. 

Artık kişi sahip olduğu şeyleri sadece elinde tutmaz, göğsüne iplerle bağlayıp sıkı sıkı sarılır.

Her türlü varlıktan bahsediyorum, canlı veya cansız, insan veya hayvan her ne olursa olsun sahip olduğu şeye sanki vücudundan bir parçaymış gibi davranır.

Bu konuyu seçmemin sebeblerinden biri izlediğim eski bir filmde kendisine her türlü kötülüğü ve ihaneti yapsa da sırf babası olduğu için yanından çekip gidemeyen bir çocuğun hikayesinin anlatılması. Buna benzeyen hikayeleri kendi hayatımda da defalarca kez görmemi de kenara atmamalı tabi.

Sorun şu ki insan herhangi bir şeyi o olmadan yaşayamayacak hissi gelircesine severse nereden bakarsam bakayım büyük bir problem ortaya çıkıyor. 

Eğer bir başkası bu şeyi kontrol edip bir yere çekerse kişi de onun arkasından gitmek zorunda olacak.

Eğer o şey kişinin kontrolü dışında olan sebepler yüzünden yok olursa depresyon kapıyı çalacak. 

Eğer bu şey bir insansa seven kişiye istediğini yaptırabilir konuma gelecek. 

Ve yine eğer bu sevgi odağı bir insan ise kişiye her türlü kötülüğü yapıp hiç bir tepki görmeden yaşamana devam edebilecek. 

Peki vazgeçilmez olarak görülen şeyin açısından bakarsak ne olur? Ya herhangi birisinin vazgeçilmezi olmak istemeyip kendi yolunu çizmek istiyorsa? 

İşte o zaman kadın cinayetlerinin ve kıskançlık kaynaklı ölümlerin bir diğer sebebini de bulmuş oluyoruz. Bağını koparmak isteyen kadın ondan vazgeçemeyen bir erkek tarafından öldürülüyor. 

Burada birisinin canını almaktan söz ediyorum. Sırf vazgeçemediği için kendini hapise, öldürdüğü kişiyi de mezara göndermek. 

Birisinden hayatını alırsanız geriye ne kalır? Yapılabilecek daha büyük bir kötülük var mıdır? 

Yani bir kişinin herhangi bir şeye vazgeçilmez olarak bakması bu fırsattan istifade etmek isteyenler hariç hemen herkes için büyük bir problemdir. Özellikle vazgeçemeyen için. 

Bu takıntılı kişinin göğsüne iplerle bağladığı nesne zamanla onun bir organı haline gelir. 

Bu organ bir mikrop veya iltihap falan kaparsa bir şekilde halledilebilir. İlaç alınır bir şey yapılır ve verdiği acıya rağmen çözüm getirilebilir.

Fakat organa can veren kan akışı durursa, yani kangren olursa kesilmesi gerekir. Aksi takdirde kangren olan organdan bütün vücuda yayılır ve ölüm kaçınılmaz olur. 

İşte bu yüzden vazgeçilmez olan şey yavaş yavaş gelişmekte olan bir kangrendir. 

Yaşamamızı sürdürmek için zaten çok fazla şeye ihtiyacımız var. İnsanların susuz ve aç kaldığı zamanlarda bu kaynakları onlara verebilecek bir liderin toplumu nasıl parmağında oynattığını görmek tarih sahnesinde defalarca nasip olmuştur okuyup araştıranlara.

Henry Kissinger gibi birisinin meşhur kontrol yol haritasının ilk cümlesinin "Yiyeceği kontrol eden insanı kontrol eder." olmasına hiç şaşırmamıştım.

Önceleri savunma yapan askerlerin çok güçlü olduğu kaleleri direkt saldırı ile yenmek yerine kuşatmacı ordu yiyecek ve su kaynaklarını keserek teslim olmalarını beklerdi. Ancak bu taktiğin sıkıntısı evlerinden uzak olan kuşatmacıların da yemek ve su kaynaklarının azalmasıydı.

Yıllarca kılıç kalkan çalışıp kilolarca ağırlıkta zırhları giyen, zorluğa alışmış askerler ve bütün bu özelliklere sahip olup bir de kale duvarlarının arkasında güvende olan kişilerin bile insani bağımlılıkları onları güçsüz bırakıyordu. 

İnsanın doğuştan gelen gereksinimlerinden ikisi su ve besin ihtiyacıdır ve normal kiloda bir kişi su olmadan en fazla 10 ile 14, yemek olmadan 2 ay kadar hayatta kalabilir. Ancak istediğimiz zaman yemek yiyip su içebildiğimiz için bir gün aç kalmak günümüz insanına işkence gibi gelebilir. (evet bunu da denemek için 2 kere 3 gün boyunca yemek yemeden sadece su içtim, gerçek bir işkenceydi)

İşte zaten insanlar olarak manipüle edildiği zaman bizi zayıf bırakan yeterince vazgeçilmezimiz varken neden daha fazlasını isteyelim ki? 

Herneyse, diyeceğim o ki eğer herhangi bir şey insana vazgeçilmez gibi görünüyorsa o şey sevgiden bağımlılığa dönüşmeye başlamıştır. Bağımlılıkların nasıl kullanılabilir ve kişinin psikolojisinde yaralar bırakabilir olduğunu bildiğimiz için uzak durmalıyız fikrindeyim.

Kangren olanı kesip atacaksın. Özgürce akan bir ruh için dünya üzerinde vazgeçilmez diye bir şey yoktur. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...