O yazının üzerinden iki yıl geçti ve artık sanırım biraz üzerine koyma vakti geldi. Bu iki yılın ardından rahatlıkla söyleyebilirim ki hayatın kurallarının mantıksızlığı üzerine şikayet ederek ağlamanın asla ve asla manası yoktur. Eğer kişi hayatta ileriye gitmek istiyorsa sistemden şikayet etmek ona hiç bir şey katmayacaktır. İstediği kadar her şeyin ne kadar haksızlıklarla dolu olduğunu söylesin veya istediği kadar ara sıra her şeyi bırakıp çekip gitme isteği hissetsin fark etmez. Eğer hayat oyununda ileriyi istiyorsan kurallardan şikayet etmeyeceksin. Tam tersine oyunun kurallarını herkesten daha iyi bileceksin. Bu da bizi ana konumuza getiriyor.
İnsanoğlunun düzene koyduğu her sistem fazlasıyla kusurlu ve eksikliklerle dolu. Akla gelebilecek en mükemmel sistem bile insan elinden çıkma olacağı için bazı problemlere sahip olacaktır. Sonuçta hiçbir insan kusursuz ve mükemmel değil.
Sistemler yöneticiler tarafından kurulur, bu sistemler de diğer alt yöneticiler tarafından daha alt sistemlere ayrılır ve bu böyle gider. Bütün bürokrasi bundan ibarettir. Ancak sorun şu ki en üstte olan yöneticiler dünyanın en yaygın yönetim biçimi olan demokrasiden dolayı halk tarafından seçilir. Halk ise bir kişi değildir. İnsanlar hem sayıca çoktur hem de her insan diğerinden farklıdır. Ve yöneticiler de yönetici olarak kalmak için sistemi mümkün olduğu kadar çok insanı mutlu edecek şekilde düzenlemeye çalışırlar.
Sistemlerin her insana hitap edeyim derken içine aldığı bazı konular üzerinde hakimiyetlerinden feragat etmek veya bir konuda belirli koşulları sağlayan veya belirli durumlarda olan insanları istisna saymak zorunda kalması da bunun sonucudur.
Bazen kanunlarda veya yönetim şekillerinde görünüşte olan düzenin satır aralarında çok saçma sayılabilecek bir detay olabilir. Mantık çerçevesinde bakan, gözlem yeteneği yüksek ve fırsatlara her an açık olan birisi ise diğerlerinin aksine çok farklı şeyleri fark edebilir.
Yani sistemler her şeyi kapsayamamakla beraber bir de görüp araştıran insan için çeşitli ve hiç akıl almayacak yollar gösterebilir. Pek çok insan üniversite diploması bile olmadan belirli işlere tamamen alakasız ve kısa yollar ile girilebildiğini ve bunu devletin onayıyla yapabileceklerini bilmiyorlar mesela. Veya belirli belgelere sahip kişilerin belirli haklara ve ayrıcalıklara sahip olduklarının farkında değiller.
İnsanlar sistemlerden şikayet ederken sistemi kuranların onlar için açık bıraktığı kapıları göremiyorlar ve değerlendiremiyorlar. Gerçek çaba ve sıkı çalışmanın sistemlerin açık kalan kapılarının belirlenmesi ile birleştirilmesi oyunu oynayan kişinin hayatta istediği hedeflere diğer insanların hepsinden daha hızlı ilerlemesine sebep olur.
Akıllı çalışmak sadece verilen çabanın nasıl verildiği değil nasıl değerlendirildiği ile de alakalıdır. Sistemlerde olan bu irili ufaklı açıklıkları belirleyip yakalayan insan verdiği çabanın nereye yönelirse en çok verimi alabileceğini de bilir. Sistemlerin açıklıklarını görebilen kişi göremeyen kişiye göre çok daha az emek vererek istediği yere ulaşır ve bazen hiç efor sarfetmesine bile gerek kalmaz.
Bu yüzden oyunun kuralları hakkında şikayet etmek yerine oyunun kurallarını herkesten, hatta kuralları koyanlardan bile daha iyi bilmeliyiz. Akıllı ve sıkı çalışan kazanacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder