1999 yılında çıkan Mumya filminde bir sahnede Imhotep yani dünya üzerinde olan her insanı rahatlıkla öldürebilecek, tüfek ve tabanca gibi silahların bir şey yapamadığı insanüstü güçlere sahip mumya bir kedinin odada bulunan bir piyanonun üzerine çıkıp ses çıkardığı için korkup kaçar.
Bir kedi.
Evet ilginç. Normal şekilde öldürülmesi imkansız olan süper güçlere sahip mumya bir kediden kaçıyor. Neden peki?
Çünkü Antik Mısır zamanında kediler kutsal sayılırdı. Bu inanca sahip olan mumya kediyi öldürmeye çalışsa rahatlıkla öldürebilecekti. Sorun şu ki bunun farkında değildi.
Kişisel olan ve olmayan her inanç insanlarda mutlaka iki şekilde tezahür eder: İnsan inancından dolayı bir eylemi yapar veya o eylemi yapmaktan uzak durur.
Mesela asansörlerden korkan birisi her türlü asansörden uzak durup merdiveni tercih edecektir. Veya şans getirdiğine inanan birisi sürekli olarak belirli doğal taşlar arayıp kolye veya bileklik satın alacaktır kendisine.
Ancak benim bahsettiğim inançlar böyle basit şeyler değil. Ufak tefek şeyleri ha öyle yapmışsın ha böyle yapmışsın genelde hayatımızın büyük bir kısmını etkilemez. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta daha büyük, daha geniş çaplı inançlardır.
Dışarıdan insanın hayatının kökenine etki eden inançlar o kadar büyük sonuçlar doğurabilir ki bir insan diğerini öldürebilir. Milletler birbirine girip aslında üzerimizde hiç bir gücü olmayan ve özünde sadece fikir olan inançlar yüzünden savaşlar çıkabilir ve milyonlar ölebilir. Şu an hala olmakta.
Başta din ve milliyetçilik olmak üzere her türlü inanç kişiye dışarıdan empoze edilir. Her empoze etme şekli farklıdır. İnsan cehennem ve sonsuz ızdırap ile tehdit edilip korku duygusudan etkilenir, cennet ile ise baştan çıkarılıp karşılığında belirli şekilde davranması istenilerek bir ticaret yapılır, kişinin açgözlülüğüne hitap edilmiş olunur. Düşünsenize bir ömür belirli bir şekilde yaşa ve sonunda sonsuza kadar istediğin her şey olsun.
Bunun dışında kişi gelmeyi seçme kararını bile vermediği bir ülkenin tarihinin güzel kısımları gösterilip düşmanları şeytanlaştırılarak biz onlara karşı mentalitesi yaratılır ve gereken asker ve işçi ihtiyacı karşılanmış olur. Hepsi dengeden ibaret.
Siyasi partilerin sırf devletten ödenek almak için her seçimde dünyanın sonu gelmiş gibi davranıp insanları perişan hale getirip kendileri için oy toplatma aracılığıyla oy oranlarını yükseltmeye çalışmaları ve herkese bu seçim kaybedilirse vatanın gideceği imajını vermeleri, sırf "o anadır" veya "o babadır" diye çevresinde olan kişilere fiziksel veya zihinsel zarar veren kişilerin geleneklerden ötürü saygı duyulmasının mecbur olduğu düşüncesi yüzünden cezalandırılmamaları veya geleneklere bağlı bir yerde yaşayan kişilerin başkaları ayıplamasın diye belirli şeyleri yapmaktan kaçınmaları veya yapmaya çalışmaları bu örneklerden bazılarıdır.
Ve belki de günümüzde en yaygını dünyaya geldiği zaman hiç bir şeyden haberi olmayan ve ergenliğe girene kadar iki cinsiyet arasındaki farkın doğru dürüst farkında bile olmayan aptalların sonradan "Erkek dediğin şöyledir" veya "Kadın dediğin şöyle yapar" gibi cümleler kurarak kendilerine ait sandıkları fakat aslında dışarıdan onlara dikte edilmiş olan ve sırf çoğunluk onu normal olarak gördüğü için doğru kabul edilen cinsiyet yasalarını yine tıpkı onlara dikte edildiği gibi başkalarına şart koyduklarının farkına bile varamazlar. Bu döngü böyle gider çünkü hiç kimse oturup ağızlarından çıkan cümlelerin ne kadar anlamsız olduğunu sorgulamaz.
Bunlar ve daha nice düz mantığımızı köreltip ekstrem duygusal reaksiyonlar göstermemizi veya hislerimizin manipüle edilip bir grup veya kişiye boyun eğmemizin sağlanması düpedüz deli saçmasıdır. Dünyaya geldiğimiz zaman hepimiz çırılçıplak ve şu an kafamızda ne kadar inanç varsa hepsinin etkisinin dışındaydık. İnançların görünmez zincirleri buraya gelmiş olan her insanın üzerindedir ve sokaktan çevirdiğiniz sıradan bir insan kendisini özgür görse bile aslında boynunda prangalar vardır.
Çünkü özgürlük ne kadar dışarı ile alakalı gözükse bile insanın asıl özgürlük savaşı kafasındadır. Pek çok insan güç sahibidir ancak zihninde görünmeyen ve elle tutulur bir varlığı olmamasına rağmen tahta oturmuş bir inanç yüzünden zayıftır.
Bu inançlar örneğin bir "hayvanı incitmemeliyim" düşüncesi gibi değildir. Bu bir seçimdir ve seçimler tamamiyle kişinin kendi inisiyatifine bağlıdır ve iyi veya kötü neye inanırsak inanalım her insan doğru şartlar yerine getirilirse yapmayacağına yeminler edeceği eylemi bile yapabilir. Hem de kendi isteğiyle. Sadece doğru şartların sağlanması gereklidir.
Hayır, inançlar özellikle kişinin yaşama şeklini etkiler. Kişi asla görünmeyen fikirlerin etkisinin altında kalır ve bu inançlar dogmatiklik taşıyorsa asla sorgulanamaz ve sonuçta kişi ne kadar aptalca bir şeye inanç duyduğunu fark etmeden hayatını tamamlar. Bazı inançlar ise toplum tarafından çok yaygın bir şekilde kabul edildiği için dışlanma korkusu yüzünden kişi inançlarını ona göre ayarlar veya gerçek inançlarını kendi kafasında yaşar. Yine de sanki toplumun sevdiği şeye inanıyor gibi yapar ve genelde asıl inançları zaman içerisinde körelir. Kişi özünde taşıdığı kimliği unutur.
İnsan şu ana kadar onun kontrolünü ele geçiren her türlü gelenek, görenek, dini, siyasi, ilişkisel ve geri kalan bir yığın farklı şekilde zihinde yer etmiş olan inancın hepsinden kurtulmalı ve hayatına yeni bir sayfa açarak eleştirel bakarak kendi yolunu çizmelidir.
Nasıl yaşayacağına ve ne yapıp yapmayacağına kendisi, hiç bir şeyden korkmadan, hiç bir şey talep etmeden ve hiç bir şeyi kutsal görmeden karar vermelidir. Bu bireysel bir kafa yapısı için yapılabilecek en önemli adımdır. Toplumun sürüklemesinden çıkmış ve kendi başına bir birey olmuş insan sadece öyle empoze edildi, aileden böyle geldi, kültürümüz böyledir veya milletimizin geleneği şöyledir diyerek hayatını yola koymaz. Eğer bu yazdıklarımdan birisi ona uygun ve mantıklı geliyorsa seçer ve alır (başka insanların sınırlarına da saygı duyma çerçevesinde tabii ki). Eğer onun için uygun ve mantıklı sıfatları geçmişte kalan bir düşünce yapısına uyuyorsa geri kafalı da olabilir birey. Fark etmez. Önemli olan şudur ki son kararı kendisi verir.
Öte yandan toplumun sıradan insanı kendi hayatının belki de yarısını görünmeyen inanç zincirleri altında yaşayarak geçirir ve ölür gider.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder