Herneyse. 15 yaşlarına gelip çocukluk hissiyatını hissetmeyen kimsenin olduğunu sanmıyorum dünya üzerinde. Bir top sektirip hayaller kurmak bile bir çocuğu dünyanın en mutlu kişisi yapabilir. Veya yolda yürürken kaldırım desenlerinin üzerlerinden zıplayarak geçmek.
Bu derecede masum ve mutluyuzdur çocukluğumuzda. Çünkü bilmezler çocuklar ölüm nedir, tehlike nedir, sosyal baskı ve toplumsal beklentiler nedir. Çocuk sadece kendisidir. Kendi hisleri doğrultusunda hareket eder ve acı veren hissiyattan kaçınır. Bu kadardır çocuk. Büyüdükçe işler karışıklaşır.
Ancak böylesine masum bir zamanda dünyanın en iyi ailesi ile yaşasa bile hiç bir çocuk yaralanmadan çıkmaz bu dönemden.
Her çocuk fiziksel yaraların ötesinde kendi değer yargıları ve dünyaya bakış açısını kökünden etkileyecek şekilde değişir.
Bu değişim ne şekilde mi olur? Maalesef anne ve babaların engellemesi imkansızdır bu değişimi. En dikkatli olan ebeveynler bile bir gün çocuğa bir söz söylerler ve hasar gerçekleşir. Hakaret demiyorum bakın, herhangi bir söz bu etkiyi yaratabilecek güce sahiptir. En masum söz bile.
Hatta ve hatta söz konusu ebeveynin hiç bir söz söylemesine bile gerek yoktur. Başka birisi ile konuşurken sıradan bir davranış sergilemesi bile yeterlidir.
Peki bu yara neye benzer? Ne gibi bir yaradan söz ediyoruz şu anda?
Basit. Çocuk toplum içerisinde nasıl yaşaması gerektiğini ve nasıl davranarak hayatta kalabileceğini saptamaya çalışır ve çevresinde gördüğü tepkiler aracılığı ile kabullenileceğini düşündüğü bir dizi davranış şekli tespit eder.
Bu davranış şekilleri birer başlangıçtır. Bu davranışların yeterince uzun vadede yapılması durumunda kişi içe dönüklüğü, dışa dönüklüğü, güvenlik ihtiyacı ve diğer faktörler ile o başlangıçta çevresine bakarak edindiği davranışların da kronikleşmesini ve aynı zamanda başka davranışların da oluşmasının kapısını aralar.
Sonunda biz bu ortaya çıkan olaylara karşı verilen tepkilerin ve davranışların toplamına kişilik deriz. Örnek verirsem daha kolay anlaşılacak gibi geliyor.
Bir gün ailesinin istediği basit bir görevi yerine getiremeyen bir çocuk düşünün mesela. Ailesi onu azarlar bu başarısızlığın sonunda. Bu çocuk orada koluna bir çizik alır. Bu çiziği kapatmak zorundadır. Ne yapacaktır?
İşte burada fıtratından gelen özellikler ve o zamana kadar yaşadığı diğer tecrübelerin sonucu olarak hayata karşı bakış açısının şekillenmeye başladığını söyleyebiliriz.
Çocuk o zamana kadar yaşadığı tecrübeler ve yetiştirilme tarzının sonucu olarak birden çok şey düşünebilir. Mesela "Ben beceriksizim, dünyaya uyum sağlayamıyorum" düşüncesine inanmaya başlayarak ileride içedönük ve dramatik bir bireye dönüşebilir. Bu şekilde insanları kendisine çekmek için dramatik davranabilir veya sanatla ilgilenerek kabullenilmeye yönelebilir.
Veya "Ben değer görüp sevilmek istiyorsam bir şeyler başarmam ve başarısızlıktan uzak durmam gerekli" düşüncesine kapılarak sürekli olarak bir şeyleri başarmaya çalışarak yaşamının yıllarını iş ile kafayı kırmış bir şekilde harcayabilir.
Yada "Ben karşımda olan kişilerin işlerini görürsem bana bağırmazlar, beni severler" düşüncesini benimseyip sürekli başkalarının yardımına koşan ve kendi isteklerini başkalarının isteklerinin olduğu yerde görmezden gelen birisine dönüşürler.
Asıl sorun ne biliyor musunuz? Bu hisler o kadar derin hisler ki insan bu hislerin ne derece hayata bakış açılarını kapsamış olduğunu fark edemez. Çünkü çocukluktan kök salmaya başlayan bu düşünceler yetişkinliğe erişmiş bir bireyin hayatında başka düşünceye yer bırakmamıştır.
Hatta şöyle söyleyeyim, kişi çocukluğunda benimsediği düşünceden yıllar sonra yetişkin hayatında bu düşüncenin tamamiyle tersini işaret edecek başka bir düşünce edinsin ve bu düşünceye gönül versin, yine de çocuklukta benimsediği düşünce o bireyin davranışlarını yönlendirmeye devam eder. Dilinden istediği kadar farklı cümleler çıksın eğer kendi davranışları kişinin farkında bile olmadan başka bir fikre dayanıyorsa ne fark eder ki?
Çoğu zaman bu düşünceler kişinin o derece hayatının kontrolündedir ki bebekken gözünüze renkleri farklı gösteren kalıcı bir lens takıldığını düşünün. 100 yıl bile geçse o lensin size gösterdiği şekilde görürsünüz renkleri. Ve aksinin varlığına katiyen inanmazsınız.
Aynısı çocuklukta alınan yaraya da benzetilebilir. Çocuğun edindiği yara yetişkin olan birey için artık tamamiyle köklerini salmış bir hayata bakış açısı, bir felsefesi olmuştur.
Ve farklı alternatifleri görmekte başarısız olur.
Bu anlattığım her çocuğun yaralı olması konsepti kişilerin yanlış inançlarına göre sergiledikleri davranış şekillerinin kategorizasyonu sonucunda üretilmiş olan Enneagram kişilik tipi testinin aslında bir anlatımıydı. 9 adet enneagram insanların korkularına göre olaylara tepkilerini belirlemeye çalışır ve bu davranışların nasıl değişime uğrayabileceğini göstermek için de "Subtype" denilen enneagrama bağlı farklı ancak bağlantılı başka bir test vardır. Bu da yazıda bahsettiğim öğrenilen davranışın nasıl yönlendirileceğini, başka davranışlara nasıl dönüşeceğini anlamak için fazlasıyla etkili ve faydalıdır.
Şahsen onlarca kişilik analiz ıvır zıvırı gördüm bu kadar etkili olan çok az şey gördüm. Eminim sizin için de isabetli şeyler söyleyecektir.
Go.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder