Düşünmek bedava değildir. Düşünceler görünen ve görünmeyen ancak materyal dünya içerisinde bulunan her şey gibi enerjidir. İnsan bedeni de enerji gerektiren her şeyden kaçmaya eğilimlidir çünkü bedenimiz bir hayvan gibi hareket eder. Ne kadar az enerji harcarsa o kadar yarına sağ çıkma ihtimali de artar.
Neyse ki artık yediğimiz yemekten gelen enerjinin ne zaman biteceğini düşünmek zorunda değiliz çünkü her mahalle başında bir market duruyor zaten. Fakat insanoğlu bedenimizin adapte olamayacağı kadar hızlı bir şekilde gelişti ve artık dünya üzerinde en fakir ülkeler haricinde enerji gerektiren şeylerden kaçma gibi bir gereksinimimiz yok.
Ancak en başta dediğim gibi düşünce bir enerjidir ve insan bedeni gereksiz enerji harcamaktan uzak durur.
İşte bu durum toplum içerisinde pek çok kişinin ağzına sakız olmuş olan özgür düşünce konseptinin gerçekte ne kadar az kişi tarafından özümsendiğinin de açıklamasıdır. Özgür düşüncenin öneminden bahseden kişi bile özgür düşünmenin gereksinimini kendi düşüncesi ile değil başkalarının benimsediği bir düşünce olmasından kaynaklı olarak kendi fikri saymaya başladığının farkında bile değil. Bilinçsiz bir şekilde içten içe inanmadığı fikirlerin ne kadar önemli olduğu konusunda çene çalıyor.
Toplum belirli dönemlerde belirli trendler dahilinde farklı farklı fikirlerin ve inançların yükselip alçalışına sahne olur. Bir gün insanlar bir şeye inanırken aradan bir kaç gün geçtikten sonra önceden inanılmış olan fikirler tamamen kenara atılmış ve yeni fikirler benimsenmiştir. Toplumun ikiyüzlülüğü içerisinde bugün yaptığı şeyi yarın beğenmeyecek ve ertesi gün de yarının fikrini bir daha bakılmayacak bir rafa kaldıracaktır birey. Çünkü ortalama insan düşünerek enerji harcamayı sevmez. Başka insanların onlar için düşünmesini ister.
Ancak insan bedeninin kendisini korumak için yaptığı bir şey daha vardır. Diğer insanlarla beraber olmak.
Fark etmesek de sürüngen beynimizin kendini koruma mekanizması bütün hayatımızı kontrol eder. Farkında olmadan yaptığımız hareketlerin pek çoğu buradan gelir. İnsan bedeni de yüzyıllar süren evrimin ardından diğer insanlardan ayrılan insanların hayatta kalamadığını kaydetmiştir. Toplu bilincimizde bu bilgi saklıdır ancak etkisini kukla oynatır gibi arkadan arkadan gösterir hala bizlere.
Toplumda varlığını sürdüren kişilerin düşünmeyi bilmeyişinin en önemli iki sebebi bunlardır: İnsan bedeninin enerji harcamaktan kaçınması ve diğer insanlardan uzaklaşan insanların hayatta kalamayacaklarına dair yüzyıllar öncesinden bilinçaltımıza yerleşmiş olan kayıt. Bu yüzden insaan sosyal bir hayvandır.
Sıradan bir kişi toplumun fikir ve düşünce trendlerine uyum sağlar çünkü böylelikle kendisi herhangi bir düşünce üretmek zorunda değildir ve yine sıradan bir kişi topluma uyum sağlamak için moda olmuş olan düşünceyi benimseyerek kendi fikriymiş gibi ortalıkta gezer çünkü sürüden ayrılmak insanı kendi fikirleri ile yapayalnız bırakabilir ve diğer insanlar tarafından kabullenilmemesine sebep olabilir.
Bu da insan id'si yani sürüngen beyni için tahammül edilemez bir şeydir. Düşünmek hem bir israftır (beyin denen organın tek işi problem çözmek ve bedeni gereksinimlerimizi düzenlemektir onun dışında düşünmenin pragmatik olarak bir faydası yoktur) hem de diğer insanlar tarafından terk edilmemize sebep olabilecek bir eylemdir. Hayvani tarafımız buna asla izin vermez.
Tabi bu durum eğer hayvani tarafınız insani tarafınızdan daha güçlüyse geçerlidir.
Sürüden ayrılmak, özgürce düşünmek, bağımsız olmak, kendi hayatının kaptanı olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Cesaret gerektirir, azim ve yalnız kalmayı göze almayı gerektirir. Başkalarının düşüncelerini yeri geldiği zaman bir anda silip atabilmeyi gerektirir.
Dışarıdan gelen etkilerden tamamen bağımsız bir zihin ve fikir yapısına sahip olmamız imkansızdır tabii ki. İnsan beyni bir radyo alıcısından ibarettir. Dışarıdan aldığı materyalleri farklı düşüncelere ve oradan da farklı ürünlere dönüştürür. Bu yüzden tamamen bağımsız ve dışarıdan ayrı bir varlık olmamız imkansızdır. Görünen ve görünmeyen her şey birbirine bağlı bir vücudun parçası olduğu için öyle olmaya çalışmak bile saçmalıktır.
Ancak bir birey olduğunu iddia eden insan çevresinden gelen fikirleri herhangi bir korku veya kabul edilme arzusu yüzünden değil de objektif düşünceye göre doğru veya yanlış olarak yorumlayabilecek gelişimi gösterebilmiş olmalıdır. Kabul edip inandığı düşüncelerin de anne ve babalarından mı, toplum dayatmasından mı yoksa başka bir sebepten ötürü mü geldiğini gözden geçirmelidir. Çünkü bu düşünceler şahsi inancıma göre aslında bütün hayatınızın nasıl şekillendiğini de yönlendirmekte.
En ufak şeye karşı olan düşünce ve inancınız sizin hayatınızı belli bir yöne doğru itelemektedir kendi inancıma göre. O yüzdendir bu kadar özgür düşünce ve bireyselliğe karşı odağım. Bir başka insanın düşüncesinin benim farkına bile varmadan hayatımı yönlendirmesi fikri korkunç geliyor. Buraya yalnız geldik biz ve yalnız öleceğiz. Kendi bireysel fikir ve inançlarımızı bizi güçlü yapan tek şeydir.
O yüzden her şeyi kenara bırakarak kendimizi inşa etmeliyiz. Bu da başkalarının düşünceleri ile olacak iş değildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder