17 Kasım 2023 Cuma

Herkes Cümle Kurabilir, Herkes Konuşamaz

Beynimiz iletişim kurmak için öyle bir şekilde evrimleşmiş ki karşımızda olan insana istediğimiz mesajı iletmenin bir yolunu mutlaka buluruz. Yeni doğmuş bebekler annelerinin yüz ifadelerini taklit ederek başlarlar bu iletişim kurma yeteneğinin gelişimine. Üstelik her ne kadar doğruluğundan şüphe etsem de mantıklı bulup okuduğum bazı araştırmalara göre bebekler doğumdan sonraki ilk 6 ay boyunca annelerini kendileri ile aynı varlık sanıyorlar. Daha kendilerinin ayrı bir varlık olduğunu anlayabilmiş değilken bile bebekler ağlayarak ihtiyaçlarının eksikliğini belirtip gördükleri yüz ifadelerini imite etmeye çalışabiliyorlar. Bu gayet doğaldır çünkü insanın ihtiyaçları süreklidir ve bir türlü bitmez. Daha kundakta olan bir bebeğin de kendi kendisine yetmesi beklenemez ve bu yüzden iletişim yeteneğimizin doğar doğmaz başlaması haricinde bir seçeneğimiz yoktur. Ertelenmesi söz konusu bile değildir.

İşte bu yüzden bir insan hayatının 12-13 yaşlarına gelene kadar dil öğrenmeye karşı inanılmaz bir kabiliyet gösterir. Beyin enerjisinin büyük bir kısmını sesleri algılamak ve analiz etmek için harcar. Duyduğu cümleleri inanılmaz bir hızla içselleştirmeye başlar ve çevresinde hakim olan dil ne ise onu öğrenir. Bebekler ve çocuklar sadece fiziksel değil aynı zamanda zihinsel olarak da sürekli aktif oldukları için uykuları uzun sürer. 

Hayvanlar aleminde ise işler biraz daha basittir. İnsanların aksine pek çok hayvan türünün yavrusu doğar doğmaz iletişim kurabilir. Kediler miyav sesini çıkarmak için bir okula gitmezler ve köpekler de miyavlamak yerine havlamaları gerektiğini zaten bilerek doğarlar. Bizim gibi yıllara ihtiyaç duymazlar kendi türleri ile iletişim kurmak için. 

Ancak insanlar ile hayvanların iletişim kurma tarzları burada farklı olsa bile asıl farklılık nasıl iletişim kurduğumuzdan çok ne için iletişim kurduğumuzla alakalıdır. Hayvanlar insanların aksine sadece içgüdüleri ile yönetilirler. İçgüdüler ise basittir. Hayatta kalıp üremek için çabalamayı hedefler o kadar.

Hemen hemen her memeli hayvanın tehdit altında hissettiği zaman verdiği, çiftleşmek istediği zaman verdiği, sinirliyken verdiği ve açken verdiği tepkiler vardır. Sesli tepkiler olmak zorunda değildir bu tepkiler. Bir eylem veya vücut kullanılarak yapılan hareketler de iletişimdir. Nasıl olursa olsun hayvan tarafından iletilmek istenen mesaj bir şekilde belirtilir.

İşte burada yol ayrıma girer çünkü insan tıpkı hayvanlar gibi içgüdülere sahip olsa bile daha fazlasına da sahiptir. İnsan sadece hayatta kalıp üremekten başka şeylerin peşinde de koşar. Bir hayvan depresyona girip yeme içmeden kesildiği zaman haberlere çıkacak kadar nadir bir olay sayılır. Ancak insanlar sürekli olarak üzgün veya mutlu hissediyorlar. Hiç bir şeyi olmayan sokakta uyuyan bir insan nasıl aklı başında yerinde olmasına rağmen mutluysa dünyalara sahip olsa bile üzgün olan insanlar da vardır dünyada.

İnsanın iç dünyası basit değildir. Belki de keşfedilmesi ve çözülmesi en zor şeylerden biridir şu koca evrende. Her şeyin mükemmel olduğundan emin olsak bile insanın iç dünyasında hiç anlayamadığımız ve ifade edilemeyen bir şey sessizce bekliyor olabilir. Bu şey her ne ise sahibinden bile gizli olabilir ve asla çözülemez. Bu yüzden her insan gerçekten bir dünyadır.

Çoğu zaman ise iletişim yeteneğimiz her insanın bir dünya olmasını ifade edecek kadar gelişemez, pek çok sebepten ötürü geride kalır. Bu sebepler çocuklukta içinde bulunulan aile, yaşanılan toplum, kültür, zaman gibi pek çok sebepten veya yalnızca kişinin fıtratında dışarısı ile iletişim kurmaktan çok içine kapanmayı tercih eden birisi olmasından dolayı da olabilir.

İletişim yeteneğimizin geride kalması ile kişiler ifade etmek istedikleri şeyleri tam olarak anlatamazlar. Cümleler boğazda düğümlenir veya ortaya boğazda düğümlenecek bir cümle bile çıkmaz. Kişinin aklına içinde tuttuğu düşünceleri karşıya iletecek kadar düzenli ve anlaşılabilir cümleler gelmez.

Bazen ise kişinin iletişim yeteneği iyi olsa da iç dünyası o kadar karışıktır ki söylediklerini duyan kişi anladığını düşünür fakat anlatılmak istenen yarım kalmıştır. Bu durumda söyleyen kişi bile karşısındaki kişinin reaksiyonundan dolayı söylemek istediği her şeyi söylediğini sanabilir.

Asıl trajik olan ise iletişim kuramadığını hisseden insanların vereceği birbirinden farklı tepkilerdir. Her kişi yine kendi kişiliğine göre iletmek isteyip yapamadıklarını bir şekilde iletmeye çalışacaktır. Sözle olmadığı için farklı şekillere başvurup karşılarında olan kişinin onları duyabilmesini umut eder içten içe. Umut ettiklerini bilmemin sebebi ise hala çabalamaları. Hiç bir şekilde duyulmayacağını anlayan insan kayıtsızlaşır ve kendini ifade etmeye çalışmayı bırakır. 
 
İletişim kuramayan insanlar pek çok şekilde çabalamaya devam eder. Çok büyük kısmı bu yaptıklarının farkında bile değillerdir ve kimisi yıllarını böyle geçirir. Çevrelerinde olan bakıp göremeyen dinleyip duyamayan insanlar ise söz konusu kişinin ne kadar değiştiğinden ve önceden nasıl olduğundan bahsederler. Sanki bu kişi bilgisayar programıymış da bir gün güncelleme geldiği için sebepsiz yere değişmiş gibi neden değiştiğine bakmadan içi tamamen boş cümleler sarfederler. 

Kişi kendisini ifade edemediği veya karşısında olan kişinin anlama yeteneği yetmediği zaman genelde toplumun büyük bir kısmının başvurduğu silaha yani öfkeye başvurur. Sinirlenmeler ve gerginlikler sık sık yaşanmaya başlar. Kimi zaman büyük kavgalar ve öfke patlamaları ile ilişkiler yerlerinden oynar. Bazı kişiler ise pasif agresifliğe başvurarak sitemlerini dile getirebilirler. Tabii ki sitem edilen kişi kalın kafalı ise bunun sebebinin iletişimsizlik olduğunu anlayamaz ve başka sebepler arar. 

Bazı insanlar ise iletişim kurulamadığı zaman karşısındaki kişi ne derse ona katıldığını söyleyerek konuyu uzatmamaya çalışır. Kendi fikirlerini görmezden gelerek daha da bastırır.

Kimi zaman ise kişi yeterince anlatamadığını hissedip bunu telafi edeyim derken aşırıya kaçarak karşısındaki kişiyi dinlemeden sürekli konuşmaya başlar. Çenesi hiç durmaz ve makineli tüfek gibi ne kadar saçmalık varsa söylemeye başlar. Genelde bunun sonucu olarak bu cümleleri duyan kişi kendisini içeriye çekerek dinliyormuş gibi görünerek en kısa zamanda oradan gitmeye çalışır ve bu sefer de o duyulmamış gibi hisseder.

Bazı insanlar ise iletişim kurmayı keserken kimisi konuyu kapatıp sanki hiç bir şey yaşanmamış gibi devam etmek isterler. Bu da tabii ki hiç bir şeyi çözmez. 

Kişi kendisini ifade etmek için fiziksel görünümünde bir değişime gidebilir, stresi atmak için espirilere başvurabilir, uzaklaşabilir, ağlayabilir, normalde asla yapmayacağı şeyleri yapmaya başlayabilir... Say say bitmez. Üstelik siz onu duymadığınız için bu tepkileri veren fakat sizin hala göremediğiniz veya yaptığı değişik hareketleri başka sebeplerden dolayı olduğunu düşündüğünüz insanlar bile olabilir çevrenizde. 

İnsanlar konuşmak kolaydır sanar ki evet hakikaten kolaydır konuşmak. Başta bahsettiğimiz gibi insan bedeni kendini ifade etmeye dünyaya gözünü açtığı andan itibaren başlar.

Ancak konuşmak kolay olsa bile bir insanın kendisini ifade etmesi o kadar kolay bir şey değildir. Kabiliyet gerektirir ve yeteneği yetmeyen bir insan içinde olan düşünceyi açığa çıkartmak için her yolu dener. Bu yüzden anlaşılmak ve ifade etmek tıpkı yemek veya içmek gibi temel bir ihtiyaçtır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...