Siyasetçi kavramı benim hayatımda duyduğum en garip kavramlardan biridir gerçekten.
Herhangi bir ülkede veya herhangi bir mecliste olan insanların işi onları seçen insanların düşünce ve taleplerini diğer seçilmiş insanlara açıkladıktan sonra hep birlikte bunun pozitif ve negatif etkilerini tartışarak doğru çözümü getirmektir.
Fakat çok ama çok uzun bir süredir bu iş siyasetçilik olarak adlandırılmaya başlamış.
Siyasetçi benim gözümde bir ünvanı kazanmak için her şeyi yapıp kazandığı o koltuktan fayda sağlayarak geçimini bu şekilde kazanan kişidir.
Amerika eski Başkan yardımcısı Mike Pence ve yine oradaki Demokrat Parti yöneticisi Nancy Pelosi olabilir örnek olarak. İki kişi de karşı partilerde olsalar da sürekli yükselmek ve daha da güç kazanmak için yapmadıkları iş, söylemedikleri yalan ve işlerine gelince dönmedikleri söz kalmamıştır.
Silah satışından milyonlar kazandığı bilinen Bush ailesinden 2 Amerikan Başkanı döneminde çeşitli sebepler bahane edilerek savaşların çıkarılması da aslında onları seçenlere değil kendi ailelerine hizmet ettiklerini göstermiştir.
İşte siyasetçi böyle birisidir.
Peki siyasetçiler yasa ve kanunları, hakları neye göre dağıtır?
Toplum kendisini kandırmaya ve açık açık konuşulmayan şeyler yokmuş gibi davranmaya bayılır. Unutmayı da çok iyi becerir.
Daha dün A fikrini savunan kişiler çoğunlukta olduğu için B fikrinden nefret edip onu savunanlara çeşitli isimler takarak linç eden toplumun içerisinde B fikrini savunanlar artıp A fikrini savunanlar azaldığı zaman senaryo tam tersine döner. Ve A fikrini yıllar önce savunmuş olan toplum geçmişini gömerek sanki her zaman B fikrini savunmuş gibi davranmaya başlar.
Bu toplumun kendi ikiyüzlülüğü ve her şeyi güllük gülistanlık gösterme çabasındandır. Eğer ki tutarsızlık ve kendi fikirlerine sahip olma yeteneklerinin düşüklüğü insanların yüzüne vurulursa toplumun temeli sarsılır.
İnsanlığın kaderi de toplumun temelleri ile çok büyük bir ilişki içerisindedir.
Ve işte bu gerçeği bildikleri için adaylığını yönetim için koymuş ve seçilmiş insanlar da olayları istedikleri gibi yönetip, şekillendirip kendi çıkarları için kullanabiliyorlar.
LGBT topluluğunun fikir ve düşünceleri hakkında ister negatif ister pozitif düşünün şu an örnek vermek için daha iyi bir misal çok zor bulunur.
Bakın yıl 2021. Sadece 1980 yılına geri gitmenizi istiyorum. 41 yıl dünya içerisinde sosyolojik değişimiler için hemen hemen hiç bir şey demektir. Teknoloji gelişse de toplumun bakış açıları genelde geri kalır.
1980 yılında dünyanın hangi tarafına bakarsanız bakın eşcinsel haklarını savunan o kadar az kişi vardı ki bir kişi bile kafasını çıkarıp cinselliğiyle ilgili rahat konuşamazdı. Konuşan vardı evet ancak dört bir yandan eleştiri ateşine tutulurlardı.
Dolayısıyla eşcinsel haklarını savunan siyasetçi sayısı da son derece azdı. Az derken bayağı bayağı hiç yok gibilerdi yani. Ses çıkaranı da linç ediyorlardı zaten.
Fakat şimdi bakarsak pek çok ülkede LGBT topluluğu bir oy kazanma aracı olarak görülecek kadar çok destekçiye sahip. Oy kazanıp seçilmek isteyen her "siyasetçi" geçmişte ne kadar eşcinsel haklarına karşı çıkmış olsa bile özellikle son 10 yılda bir anda LGBT savunucuları kesildi. O derece ki iki politik rakip bir diğerinin cinsiyetçi herhangi bir sözünü bulsa bunu seçmenlerin gözlerine sokmak için elinden geleni yapabiliyor. Bugün başkasına cinsiyetçi diyen kişinin 20 yıl öncesine baksanız cinsiyetçiliğin kralını yapmış olsa bile bu aday.
Bir diğer örnek de ırkçılık konusu.
1920-1980 arasında siyahilere karşı yapılan ırkçılık uçmuş vaziyetteydi. Çoğu siyasetçi siyahi ve beyazların ayrı okullarda okuması gerektiğini savunurken hiç bir şekilde eşitlik yanlısı gibi durmuyorlardı. Fakat şimdi o siyasetçilerin hala hayatta olanlarının bazıları bir anda her ırkı can gönülden severek önemseyen kişiler gibi görünme çabasında.
Çok değil sanırım geçen ay Kraliçe Elizabeth torununun yeterince beyaz tenli olmamasından dolayı ailesine baskı yaptığı için suçlanmıştı. Suçlama doğrulanmadı fakat kadının yaşı ve nasıl bir aileden geldiği düşünülünce şaşırmamalı. 1550-1833 yılları arasında kölelik İngiltere Kraliyet Ailesi tarafından göz yumulmuştur. Köleliğin zirve yaptığı dönem olan 1690-1807 yılları arasında Afrika kıtasından Amerika'ya 6 milyon köle götürmüştür. Neredeyse yarısı İngiliz ve Anglo-Amerikan gemileri içerisinde.
Fakat nasıl olduysa eşitliği savunan insandan geçilmiyor ortalık. Sanki bir anda bütün ırkçı ve eşitlik karşıtı insanlar yok oldu anasını satayım. E nerde bu insanlar? Yok edilmemek için aranıza karışmış olmasınlar sakın?
Topluluk içerisinde bir fikir ne kadar yaygınlaşırsa yasalar da ona göre yapılır.
Size iddia ediyorum yarın yeni doğmuş kız çocuklarının gömülmesi halkın içinde hep yapılan ve savunulan bir şey olsun, aynı dönem içerisinde bunu legalleştiren bir yasa çıkaracaktır bu psikopatlığı yapan insanlardan oy almak isteyen "siyasetçiler".
Fakat halkın göremediği noktaları görebilen gerçek bir lider bunun saçmalıktan ibaret olduğunu, yok edilmesi gerektiğini görecek ve buna karşı hareket edecektir.
Size iki tane ikiyüzlü taraf verdim bugün: Toplum ve siyasetçiler.
İkisinin de etkisinden korunarak söylenilen sözlerin hayalet gibi içinizden geçip gitmesini sağlayıp objektif bir gözle olaylara bakarak bir sonuca varmalıyız diye düşünüyorum.
Şimdi son bi sigara yakıp uyuyacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder