19 Nisan 2021 Pazartesi

Demokrasinin Seslendirilmeyen Eksikliği


Amerikan siyasetine garip bir ilgi besleyişim ve bazen eve arkadaşlarım geldiği zaman bile eski seçim münazaralarını açan birisi olarak bir gün en sevdiğim filozof olan Sokrates'in demokrasi yöntemini sevmediğini öğrendiğim zaman aşırı derecede şaşırmıştım.

Bütün hayatı boyunca demokrasinin ve halkın kendi kendini yönetmesi kavramlarının önemi ile büyütülen bir toplumun içinden çıkma insanın, sevdiği bir konuda örnek aldığı kişinin böyle bir düşünceye sahip olduğunu öğrenmesi kafayı bayağı bi karıştırdı tabii ki.

Sokrates abimizin düşünceleri Platon'un içinde Sokrates'i konuşturduğu Devlet kitabında verilmiştir. Platon Sokrates'in gerçek hayatta söylemeyeceği bir şeyi kendi kitabında söyletmeyeceği için Platon'un kaleminden Sokrates'in konuştuğunu söyleyebiliriz.

Kitapta yönetim biçimlerinden ve olması gerekenlerden bahsedilirken Sokrates günümüz düşüncelerine tamamen zıt ve ters bir fikir ortaya atıyordu.

Sokrates oy vermenin bir hak değil fakat yetenek olduğunu öne sürüyordu.

Hak. 

Yetenek.

Bugünlerde seçim zamanı geldiğinde herkes halkın oy vermesi için oy verin oy verin diye bağırıyor. Herkesin oyunun değeri olduğunu ve her şeyi değiştirebileceğini söylüyor.

Ardından sosyal medyada bir kişi çıkıp böylesine direkt olmasa da "benim oyumla dağdaki çobanın oyu aynı mı?" mesajını veriyor. Bir dakika içinde yapılan linçlerle anasından emdiği süt burnundan geliyor.

Peki bir düşünelim bakalım acaba demokrasi gerçekten bir hak mıdır yoksa yetenek midir? 

2014 yılında 100 yaşlarında bir dedemiz oy vermeye zar zor da olsa gittiği için pek çok haber kanalı onu ard arda televizyonda göstererek diğer insanların da oy vermesi için bir sembol haline getirmişti.

Ve genel olarak her seçim zamanı böyle yaşlı bir kişiyi haber kanallarında maskot haline getirip gözümüze soka soka insanların oy vermeye gitmelerinin önünü açmaya çalışıyorlar. Bunun kötü olduğunu söylemiyorum. Fakat büyük bir eksiği var.

100 yaşına gelmiş bir birey oy verdiği kişi veya partinin politik düşüncelerinin en yüzeysel olanları haricinde neyi ne yapacaklarını, ne vaat ettiklerini, hangi konuda hangi önlemi alacaklarını, ekonomi konusunda nasıl dış ilişkiler konusunda nasıl bir yol ve tavır izleyeceklerini biliyor mudur sizce?

Solcu veya sağcı gibi kavramların, sağcıların dindar solcuların devrimci olduğunu düşünen bir insanın oyu gerçekten devletin başına geçmek için milyonlar harcayan bu kişilerin ince detaylı işlerde neler yapacaklarını araştırmış, kişilerin önceden neler söylediklerini ve icraatlerinin ne olduğunu, zamanında kiminle yan yana gezip kimler sayesinde bulundukları yerlere geldiğini, önceden olan karakterlerinin şimdi olan ile uyuşup uyuşmadığını araştıran birisi ile aynı olması mantıklı mıdır yoksa hak eşitsizliği midir?

Sadece kendi temel düşüncelerini yansıttığı ve ikna kabiliyeti çok yüksek, karizmatik fakat iyi niyetli olmayan liderlerin nasıl zirveye çıktığını anlatmak için her zaman en başta verilen örnek yıllar önce Almanya lideri Adolf Hitler'dir.

Şunu da vurgulayayım mümkün olduğu kadar Almanya lideri ünvanından çok üçüncü imparatorluk anlamına gelen olan Third Reich veya Drittes Reich kelimelerini kullanır tarihçiler.

Adam Alman halkının içindeki öfkeyi çıkartmış, kendi insanlarını kurnazca manipüle ederek "Mein Kampf" gibi inanılmaz şiddet içerikli bir kitap çıkarmış olmasına rağmen bütün oyları kendine toplamıştı.

Çünkü halkın büyük bir kısmı kitabı okumaktansa gösteriş olarak etraflarındaki kişilere hediye etmeyi tercih ediyordu. Sanılanın aksine kitap aslında ilk çıktığı zaman Almanya içinde çok az ilgi görmüştü. Hitler güç toplayıp propaganda aracı olarak kullanmaya başladığı zaman da ilgisiz olan Almanya halkı Hitler destekçisiyiz görüntüsü vermek için kitabı çantalarında taşıyıp içinde adamın politikaları ve halkı nasıl yöneteceği ile ilgili yazıların olduğu kitabı okumuyordu.

Halkın çok büyük bir kısmı sadece duygu ve sürü psikolojisi ile yönetiliyordu. Adamın ne yaptığının önemi yoktu. Önemli olan intikam hissi ve genelin ne yaptığıydı. 

Küçük bir kısım hariç Hitler'i politik düşünceleri için destekleyen yoktu. Ve bunu yapanlar Alman halkıydı. Naziler Almanlardı. Bunu reddetmenin kendini kandırmaktan başka bir şey olduğuna asla inanmıyorum.

Demokrasi = Çoğunluğun söylediğinin olması.

Peki ya çoğunluk aslında hiç bir şey bilmemesine rağmen her şeyi biliyormuş gibi konuşan ve fark etmeden ülkesini dünya tarihinde kapkara bir leke olmaya doğru sürükleyen Hitler Almanyası benzeri bir yönetimin arkasından gidiyorsa?

Ve gerçekten araştırıp oy verme olayını ciddiye alan kişiler de azınlık oldukları için ses çıkaramıyorlarsa? 

Çıkardıkları sesler de daha fazla oldukları için çoğunluğun içinde bulunan kişinin sürü psikolojisi ile tamamen sağırlaşması ve körleşmesi ile artık o kişileri kendine getirmek mümkün değilse? 

Bu senaryodan kaçmak için aslında çok basit bir yöntem var. 

Eğitim her ülkenin geleceği anlamına gelir bunda hemfikiriz sanırım. 

Peki ya öğrencilere daha ilkokuldan itibaren seçme ve seçilme sistemlerini çocukların anlayabileceği bir basitlikle anlatıp kişileri yarın öbür gün oy verecekleri zaman dikkatli ve objektif bakma alışkanlığını kazandırsak? 

Babalarından annelerinden gelen düşünceleri kendi düşünceleri ve gözlemleri ile sentezleyip orijinal bir bakış açısı kazanmalarını sağlasak neden demokrasinin bu eksik yanını kapatamayız ki? 

İlkokul olmasına bile gerek yok. 18 yaşında oy verme hakkına sahip olacak kişiye son 2 yıl eğitim vermeniz bile bir değişiklik yaratacaktır. Tabi ciddiye alındığı sürece. 

Ve belki de oy verme yaşının daraltılması da mantıklı olabilir. 

20 yaşında karakterimiz hemen hemen tamamen oturduğu için gerçek ve temel fikirlerimiz o civarda oluşuyor. 

70 yaş ve sonrası ise kişinin çeşitli zihinsel gerilemeler yaşadığı dönemler oluyor. 

Belki de bu şeyleri söylemem doğru değil fakat birilerinin bunu söylemesi gerekli. Etrafınıza bakın ve söyleyin gerçekten düşünerek mi oy veriyor insanlar yoksa sadece duygu ve çevrenin etkisi ile mi? Yaşı geçse de ergenlikten çıkamamış gençler sosyal medyada gördükleri her şeye inanırken kafası hala 30-40 yıl öncesinde kalan yaşlı dedelerimizin nenelerimizin oyları gerçekten sağlıklı bir oy olabilir mi ülkemiz için? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...