28 Nisan 2021 Çarşamba

Sığ İnsanlar Yaratmaya Çalışan Bir Dünya ve Bunu İzleyen Bireyler

Şu an geriye bakıyorum da hayatımda ne zaman azıcık bile olsa entellektüel sayılabilecek bir muhabbet açılsa bu muhabbetlerin büyük bir kısmı eninde sonunda insanların kendileri için farklı bakış açıları ile düşünememesine geliyordu.

Bu tür kendilerine "entellektüel" diyen ve demek için yer arayan topluluk ve ortamları hiç sevemedim şimdiye kadar. Kasıntı ortamlar beni çok geriyor ve bu insanlar nedense sürekli İngiltere Kraliyet ailesinden falanmış gibi hareket ediyorlar. Uyum sağlamaya çalışsam da edineceğim bilgiyi edinip çıkmaya gayret ediyorum hep.

Ancak ne kadar sevmesem de itiraf edeyim bu insanların orijinallikten uzak nereye çekersen gider vaziyette oluşları benim de çok sinirimi bozuyordu. Dünyada çoğunluğun dediği olduğu için fikirleri nereye çeksen oraya gidecek insanlar tehlikelidir. Sosyopatların ne kadar iyi rol yaptığını ve ne kadar karizmatik oldukları düşünülünce bu daha da iyi anlaşılacaktır.

Yanlız sorun şurada: Bu entellektüellerin eleştirilerinin getirdiği bir çözüm yoktu. Sırf negatiflik ve kötülemeydi. Anladık çok kitap okudun çok öğrendin tamam ama bilginin yanında biraz ahlak ve dünya görüşünü de geliştirip dünyada başkalarını daha da iterek geçici bir serotonin salgısı hariç bir şey elde edemeyeceğini zaten biliyorsun, neden yapıyorsun?

Her neyse. Entellektüellere başka bir yazıda saldıracağım. Şimdilik konuya dönelim: Neden bu insanlar orijinallikten bu kadar uzak?

Düşündükten sonra bakıyorum da asıl soru şu olmalı: Dünya üzerinde nasıl hala orijinal insanlar var olabiliyor ?

5 yaşına kadar çocuklar çok çok farklı durumlarda hayatlarını sürdürüyorlar. Yaşadıkları yerler aynı olsa bile iletişim kurdukları insanlar ve iletişim kurma biçimleri değişiyor. Genetik olarak ailelerinden aldıkları özellikler farklı oluyor. İkiz bile olsalar mutlaka farklı oluyorlar. Aileleri çok yardımcı olmasa da en azından büyük çoğunluğu kalıcı bir hasar bırakmıyorlar. Çocukların bir şeyi içselleştirmesi için süreklilik ve tekrar gerekiyor. Sürekli olarak negatif etki eden bir şey olmadığı sürece çocuklar gayet güzel yetişirler. Dünyaya merakları giderek artar. 

Fakat bilin bakalım sonra ne olur?

Anaokulu eğitim sisteminde en iyi dönemlerden biri bana kalırsa. Öğrencilere baskı çok daha az ve yaratıcılıkları kısıtlanmıyor. Henüz.

Ve sadece bir yıl boyunca minik boyları sağolsun yürüyen çanta gibi görünen öğrenciler farklı karakterde yaşıtları ile karşılaşıyorlar. Toplumun temelleri ailede atılıyorsa ilk parçalar burada koyulmaya başlanıyor.

Ve sonra gelelim ilkokula... 

Öğrenci orijinal ve yaratıcı kişiliğine darbe üstüne darbe almaya başlar. 7/24 hava saldırısı altında kalır. Nasıl mı? Aynı renkte sıralarda, aynı renkte kıyafetler içinde, aynı kişiden gelen, rutin olarak verilen aynı tipte ödevler zorla yaptırılarak. Yaratıcılıklarını körüklemesi ve kişinin kendi bakış açısıyla bakma fikrini desteklemesi gereken sanat derslerine sadece gösteriş için önem verilerek. Müfredatta biz "sanata önem veriyoruz" imajı vermek amacıyla koyularak. Giydikleri kıyafetlerin, aksesuarın, saçlarının uzunluğunun veya taktıkları piercingin bile karışıldığı ortamda (bu görünüşle ilgili detaylar hiç bir öğrencinin ders notlarını aşırı değiştirecek bir etki yaratamaz) nasıl çocuklar kişiliklerini ve gittikleri yolun orijinalliğini koruyabilsinler?

Bu sadece başlangıç. Yıllar geçtikçe kurallar aynı şekilde tekrarlanıyor ve bir kaç yıl sonra çocuğa "sen artık büyüdün, onu yapma, çocuk gibi davranma, şununla ilgilenme sen çocuk musun?" gibi cümleler kullanan yetişkinler içlerinde kalan son merakı da yok etmiş oluyorlar. 

Zaten o yüzden üniversite çağına gelen kişiler genelde çok asi davranıyorlar ya. Nasıl davranmasınlar? Ağızlarını açsalar ceza yedikleri bir çocukluk geçirdiler. Fakat üniversite öğrencilerinin bile genellikle fark edemediği durum artık yıllar süren monoton ve kapalı eğitimden sonra büyük bir çoğunun nereye çekerseniz oraya gider vaziyet ve kafa yapısında olduğu. 

Üniversiteden çıkıp karakterlerine meydan okuyacak son şeyi yani farklı düşüncelere sahip kişilerle olan ortamı da kaybedince artık günümüzde hiç bir şeyde orijinal olmayan, varlığı yokluğu fark etmeyen birine dönüşür kişi. 

Sistem bu kadar orijinallik ve yaratıcılığa karşıyken halkı hep aynı oldukları için nasıl suçlayabiliriz? Bunu değiştirmek için bir çabada bulunduk mu da şikayet etme hakkımız var?

Sistem tam tersine yaratıcılık ve özgür düşünceyi destekleseydi o zaman orijinallikten uzak, sığ kişileri eleştirebilirdik. Ancak böyle insanı eleştireceğimize insana yön veren sistemi eleştirmek aklımıza gelmemişti.

İşin en üzücü kısmı da bu verdiğim örneklerin  daha hiç bir şey olmaması. O kadar çok yaratıcılığı kısıtlayan şey var ki dünyada şu izlediğim film bitene kadar yazmaya çalışsam bile yetmez. Ama siz vermek istediğim mesajı anladınız.

İnsanlar sığlaştı ve sıradanlaştı çünkü hala orijinalliğini koruyabilen kişiler ve kendisi için düşünebilen insanlar ellerini kollarını bağlayıp beklediler. Belki de başkalarını kötülemek yerine en azından bir şey yapmaya çalışsalardı böyle olmazdı. Gidin tek başınıza sistemi yıkın veya ülke kalkındırın demiyorum sadece bir kişiye dokunup onların toplum bilincinden çıkmasını sağlayın yeter. Siz zaten kendiniz değişmişsiniz, sırada başkaları var. İnsan nereden geldiğini unutmamalı değil mi?

Detaya inmek isterdim ama hem film izliyormuş taklidi yapıyorum hem de dün Türkçe cevap vermem gereken sınavda paragraflar dolusu bol incelikli İngilizce cevaplar yazdığım için dersten kalma ihtimalimi düşünüyorum. Belki de sınava kafanız yarı güzelken girmek mantıklı bir şey değildir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Elimizdeki Tek Şey Tecrübe

Hayatta ne yaparsak yapalım ve nereye giderse gidelim, neler yaşarsak yaşayalım, hangi rollere bürünürsek bürünelim, elimizde gerçekten var ...