Saat 05:30. Belki de şimdi bunun sebebini araştırmak için güzel bir fırsattır. Birazdan gün ışıkları çıkmadan biraz kafa yoralım bakalım.
Filozofların bana göre efsanesi Nietzsche sürekli insanın toplumun baskı ve fikirlerinden uzak kalarak kendi kendine düşünmeyi öğrenmesi gerektiğini söylemiştir. Bunu tam olarak yapabilen kişi onun deyimi ile "üst insan" olabilmeye bir adım daha yakındır. Katılıyorum. Kişi bir birey olmak istiyorsa kendi objektif ve bağımsız fikirlerine sahip olmalıdır.
Hatta Nietzsche böyle bağımsız biri olmanın kişiye yalnızlık ve başka zorluklar getireceğini de söylemiştir. Fakat aynı zamanda kişinin kendisi olabilmesinin paha biçilemez ve her şeye değer olduğunu da eklemiştir.
Peki neden bu kadar insan çevresinin etkisinde kalıp oradan oraya bir yaprak gibi savruluyor? Hiç objektif düşüncelere sahip olamadan insanlar ne derse onu kabul ediyor?
Üstüne üstlük neden bu insanlar çevrelerinde onları uyandırmaya çalışan onlarca insanın mevcudiyeti olsa bile yine akıllanmıyor ve hayatlarına biraz olsun esneklik getirip gelişimi göze alamıyorlar?
Küçükken çok korktuğum ve sadece bir kere yanımda yetişkim biri varken gece geçtiğim bir yol vardı. Alışkın olduğum ana yoldan uzak, fazla insanın bulunmadığı bir yol olduğu için asla oradan gitmezdim ve bu duruma gayet alışmıştım. Ne zaman ki ana yolun bitiminde uzanmış saldırgan köpekler gece kimse yokken üzerime doğru koşmaya başladılar, o zaman o yolu mecburiyetten de olsa seçmek zorunda kaldım. Kapkaranlık yolda 2 metre ötede ne olduğunu görmeden gidiyordum fakat rahatlıkla söyleyebilirim ki o yola girmek benim şu an bu yazıları yazıyor olabilmemin tek sebebi.
İnsanlar da aynen böyle hep kullandıkları yoldan (düşünce tarzından) çıkıp başka bir yolu kullanmak istemezler çünkü o yolun tehlikeli olduğunu düşünürler. Şu an gittikleri yol onlar için tehlikeli olsa da ancak bıçak kemiğe dayandığı zaman başka bir yolu deneme fikrini ele alırlar. Hele hele işin içinde dogmatiklik varsa geçmiş olsun artık bir kutunun içinde hapis olmuşsunuz demektir. Boynunuza bıçak dayasalar bile fikirleriniz değişmez.
Yalnız bu da başka bir soruyu ortaya çıkarıyor:
Neyden korkuyor ulan bu insanlar?
Amerika bağımsızlığını kazanmak için hem Avrupa ülkeleri ile hem de kendi içinde muhaliflerle savaşırken tahminlere göre 50.000 insan öldü.
Cezayir özgür bir ülke olmak için Fransa'ya karşı savaş başlattı ve sonunda özgürlüğünü kazandı. 2 milyondan fazla insanın öldüğü tahmin ediliyor.
Hollanda 8 Yıl Savaşında İspanya'dan 2. Philip'e karşı baş kaldırıp düzeni yıkmaya çalışınca çıkan savaşta 100.000'den fazla kişi öldü.
1808-1821 yılları arasında Meksikalı asiler kendi toprakları içinde yıllardır gücü elinde tutan İspanyollara karşı savaşarak bağımsızlıklarını kazandılar. 500.000 kadar insan öldü.
Bir döngü fark etmişsinizdir belki.
Ne zaman birileri yıllardır yaşadıkları düzene isyan edip yeni veya farklı bir şeyler getirmeye çalışsa ölüm ve uzun yıllar boyunca kaos, dengesizlik hakim oluyor.
İnsan vücudu kendi içinde "homeostasis" denen bir rutin ile kendi içerisinde olan dengesizlikleri elinden gelen en iyi şekilde normal hale getirmeye çalışır. Mesela ateşiniz çıktığında hastalıktan dolayı bedeniniz içindeki ısıyı dışarıya atarak dengelemek için elinden geleni yapıyordur, kan şekeriniz çıktığında veya düştüğünde hemen beyin denge için alınması gereken besin sinyallerini yollar ve biz bunu "Canım çikolata çekti ya." gibi yorumlarız. Dışarısı soğuk olduğunda vücuda titreme gelmesinin sebebi beynin kaslara mesaj yollayarak titremelerini emretmesidir. Çünkü titreme hareketi dışarıdan gelen soğuğu kasların hareket ederek ürettiği ısıyla dengelemesidir.
Böylesine denge ve düzen ile takıntılı bir bedene kısılı kalmış, zamanla onun şeklini almış insan bilinci sizce düzensizlik ve kaosa adım atabilir mi?
Kendi rahatlarından vazgeçip bilinmeyen yolları tercih ederlerse bu iyi bir şekilde sonuçlanabilir fakat insanlar bir şeyi ilk kez denediğinde hemen hemen her zaman bir tehlike ile karşılaşmışlardır.
Belki de bu insanlar o yüzden fikir ve düşüncelerini bir türlü değiştiremiyorlardır. Farklı düşünmenin getireceği inanç değişikliklerinin yaratacağı kaostan.
Belki de başkalarından aldıkları inanç ve fikirler güvende olmalarını sağladığı için diğer insanları duymamazdan gelmeye devam ediyorlardır.
Ayrıca korku belki de düşündüğümüzden çok daha derinlere işliyordur.
Fransız yazar Albert Camus hayatın "absürt" olduğunu düşünmüştür. Anlam olmayan bir hayatta anlam aramanın cevapsız bir sorunun cevabını koşturmaktan ibaret olduğunu öne sürmüştür ve ona göre de yaşamıştır.
"The literal meaning of life is whatever you're doing that prevents you from killing yourself." yani "Hayatın anlamı kendini öldürmeni engelleyen her ne ise odur." demiştir.
Acaba bu insanlar anlamsız bir hayatta fikirlerine olan inançlarını da kaybederlerse boşluğa düşüp umutsuzluk ve depresyon çukurunda boğularak intihar etmekten korkuyor olabilirler mi içten içe?
Bu sorularla sizi başbaşa bırakıyor ve uykuya dalıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder